8/6/2009 · Kategori: ALLAH RASULU ASM_

Hadis-i Şerifler....

(En faziletli amel, imandır. En faziletli iman, Allah’ı hatırından çıkarmamaktır.) [Taberani]

(En faziletli amel, Allah için sevmek, Allah için buğz etmektir.) [İ. Ahmed]

(En faziletli amel, namazdan sonra, ana babaya iyilik etmektir.) [Müslim]

(En faziletli amel, namazdan sonra, zekâttır.) [Taberani]

(En faziletli amel, zikirdir. En faziletli zikir ise, La ilahe illallah demektir.) [Taberani]

(En faziletli amel, Allah’a hüsnü zandır.) [Begavi]

(En faziletli amel, helal kazançtır.) [İbni Lâl]

(En faziletli amel, selamlaşmayı yaymaktır.) [Berika]

(En faziletli amel, Kur’an okumaktır.) [İbni Kani]

(En faziletli amel, sıkıntıya sabretmektir.) [Tirmizi]

(En faziletli amel, iyi niyetli olmaktır.) [Hâkim]

(En faziletli amel, nefse zor gelendir.) [İ. Gazali]

(En faziletli amel, herkes uykudayken, gece namaz kılmaktır.) [C. Yolu]

(En faziletli amel, vaktinde kılınan namazdır.) [Ebu Davud]

(En faziletli amel, bir müminin ayıbını örtmek, karnını doyurmak veya bir ihtiyacını karşılamak suretiyle onu sevindirmektir.) [İsfehani]

(En faziletli amel, seni yoklamayanı yoklamak, seni mahrum edene vermek, sana kötü muamele edene af ile muamele etmektir.) [İ. Ahmed]

(En faziletli amel, aç olan fakiri doyurmak, borcunu ödemek veya bir sıkıntısını gidermektir.) [Taberani]

(En faziletli mümin, Allah’ı çok anandır.) [Tirmizi]

(En faziletli mümin, fakir diye değer verilmeyendir.) [Deylemi]

(En faziletli mümin, görülünce Allah’ın hatırlandığı kişidir.) [Hâkim]

(En faziletli mümin, yokken aranıp sorulmayan, hazırken itibar görmeyendir.) [Ebu Nuaym]

(En faziletli mümin, dini uğruna yurdunu terk eden garip kimsedir.) [İbni Mace]

(En faziletli mümin, az yiyip, bedeni hafif olandır.) [Deylemi]

(En faziletli mümin, çoluk çocuğuna faydalı olandır.) [Taberani]

(En faziletli mümin, herkesin, elinden, dilinden selamette olduğu kişidir.) [Müslim]

(En faziletli mümin, ömrü uzun, ameli güzel olandır.) [Tirmizi]

(En faziletli mümin, hanımına, en iyi, en lütufkâr davranandır.) [Tirmizi]

(En faziletli mümin, hayrı umulan, şerrinden emin olunandır.) [Tirmizi]

(En faziletli mümin, kanaat eden, en kötüsü de aç gözlü olandır.) [Kudai]

(En faziletli mümin, kendisiyle kolay uyum sağlanandır.) [Beyheki]

(En faziletli mümin, Kur’anı öğrenen ve öğretendir.) [Buhari]

(En faziletli mümin, borcunu en güzel şekilde ödeyendir.) [Nesai]

(En faziletli mümin, ahlakı en güzel olandır.) [Buhari]

(En faziletli mümin, yemek yedirendir.) [Hâkim]

(En faziletli mümin, geç kızıp, tez yatışandır. En kötüsü de, tez kızıp, geç yatışandır.) [Tirmizi]

(En faziletli mümin, sabırlı, cömert ve hoşgörülü olandır.) [Deylemi]

(En faziletli mümin, en akıllı olandır.) [İ. Gazali]

(En faziletli mümin, malıyla, canıyla Allah yolunda cihad edendir.) [Buhari]

(En faziletli mümin, hikmetli bir sözü öğrenip başkasına öğretendir.) [İbni Asakir]

(En faziletli sadaka, ilim öğrenip, başkasına da öğretmektir.) [İbni Mace]

(En faziletli sadaka, su vermektir.) [Nesai]

(En faziletli sadaka, aç bir canlıyı doyurmaktır.) [Beyheki]

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

18/5/2009 · Kategori: ALLAH RASULU ASM_

Hayata Hayat Katacak Hadis-i Şerifler

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) her sözü, her yaptığı bizim için bir örnektir. Üçer maddeden oluşan hadisleri, örnek alıp, hayatımıza yerleştirmemiz temennisiyle…



Sizi, şu üç şeyden men ediyorum:
1- Dedikodudan,
2- Çok sual sormaktan,
3- Malı zayi etmekten. (İbni Mace)




Allah-u Teâlâ üç şeyden hoşlanmaz:
1- Çok konuşmak,
2- Çok sual sormak,
3- Malı telef etmek. (Müslim)



Şu üç şey, orucu bozmaz:
1- Hacamat,
2- İstemeden kusmak,
3- İhtilam. (Tirmizi)



Üç şeyin şakası da, ciddisi de sahihtir:
1- Nikâh,
2- Talak,
3- Talaktan dönmek. (Hâkim)



Helak edici üç şey:
1- Aşırı cimrilik,
2- Nefse uymak,
3- Kendini beğenmek. (Hatib)



Kurtarıcı üç şey:
1- Gizli ve açık Allah’tan korkmak,
2- Fakirlik ve zenginlikte itidal üzere bulunmak,
3- Gazapta ve rızada, adalet üzere olmak. (Hatib)



Derece yükselten üç şey:
1- Yemek yedirmek,
2- Selamlaşmayı yaymak,
3- Herkes uyurken, gece namazı kılmak. (Hatib)


Günahlara kefaret olan üç şey:
1- Mescide gitmek,
2- Namazı kılıp, diğer namazı beklemek,
3- Çok soğukta, uygun abdest almak. (Hatib)



Şu üç şey ortaya çıktıktan sonra, iman etmek fayda vermez:
1- Güneş, batıdan doğunca,
2- Deccal çıkınca,
3- Dabbet-ül-arz çıkınca. (Müslim, Tirmizi)


Allah-u Teâlâ, sizi şu üç felaketten korudu:
1- Peygamberiniz, size beddua edip, top yekûn helak olmaktan,
2- Ehl-i bâtılın, ehl-i hakka galip gelmesinden,
3- Sapıklık üzere ittifak etmekten. (Ebu Davud)


Üç şey imandandır:
1- Hayâ,
2- Haramdan sakınmak,
3- Haklı olsa da ısrar etmemek. (Câmi-üs-sagir)



Üç şey münafıklık alametidir:
1- Müstehcen konuşmak,
2- Hayâsızlık,
3- Cimrilik. (Câmi-üs-sagir)



Üç şey geciktirilmez:
1- Vakti girince namazı kılmak,
2- Hazır olunca cenazeyi defnetmek,
3- Dengini bulunca, kız veya dulu evlendirmek. (Tirmizi)



Şu üç şey bana farzdır:
1- Vitir namazı,
2- Kurban kesmek,
3- Kuşluk namazı. (İ. Ahmed)
[Hanefi’de ilk ikisi vacib, üçüncüsü sünnettir. Diğer üç mezhepte üçü de, sünnettir.]


Hak teâlâ buyurdu ki:
Ey insanoğlu, şu üç şeyin, biri senin, biri benim, biri de aramızda ortaktır:
1- Kulluk edip, bana hiçbir şeyi ortak koşmamak sana mahsustur.
2- İşlediğin amelin karşılığını vermek bana mahsustur.

3- Aramızda ortak olan, senin dua etmen, benim de, kabul etmemdir. (Taberani)


Dünyayı ahirete tercih eden, şu üç şeye maruz kalır:

1- Sıkıntısı hiç eksilmez,
2- Yokluktan kurtulmaz,
3- Öyle bir hırsa kapılır ki, hiç bir zaman boş vakit bulamaz. (Taberani)


Size şu üç şeyi emrediyorum:
1- Allah-u Teâlâ’ya kulluk edip, O’na hiçbir şeyi ortak koşmamayı,
2- Toplu olarak Allah’ın ipine [dinine] tutunup birbirinizden ayrılmamayı,
3- Allah’ın size veli kıldığı kimselere, itaat edip onları dinlemeyi. (İbni Mace)



İslam’dan nasibi olmak,
şu üç şey ile olur:

1- NAMAZ,
2- Oruç,
3- Zekât. (İ. Ahmed)



Kendilerinde yemin teklif
edilmeyen üç kimse:

1- Evladın babasına yemini,
2- Kadının kocasına yemini,
3- Kölenin efendisine yemini. (İ. Asakir)


Ümmetim üç sınıftır
1- Sorgusuz sualsiz Cennete girenler,
2- Hafif hesaba çekilerek girenler,
3- Günahlardan temizlenerek girenler. (Taberani)



Allah-u Teâlâ buyurur ki:
Şu üç şeye devam eden, gerçek dostumdur; bunları terk eden de, gerçek düşmanımdır:

1- Namaz,
2- Oruç,
3- Cünüplükten gusül. (Beyheki, Taberani)



Üç türlü komşu vardır
1- Bir hakkı olan komşu. Akraba olmayan gayrimüslim komşudur.
2- İki hakkı olan komşu. Müslüman komşu ki, hem Müslümanlık, hem de komşuluk hakkı vardır.
3- Üç hakkı olan komşu. Akraba olan Müslüman komşudur. Bunun hem Müslümanlık, hem akrabalık, hem de komşuluk hakkı vardır. (Ebu Nuaym)



Şu üç kişiye günah yazılmaz
1- Uyanana kadar uyuyana,
2- İyi olana kadar deliye,
3- Büluğa erene kadar çocuğa. (Buhari)



(Âlimler üç türlüdür)
1- İlmi, hem kendisine, hem de insanlara faydalı olan,
2- İlmi kendisine faydası olan, insanlara, faydası olmayan,
3- İlmi herkese faydası olan, fakat kendine faydası olmayıp helak olan. (Deylemi)

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

22/4/2009 · Kategori: ALLAH RASULU ASM_

Üçüncü kısım irhasattan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın veladeti hengâmında vücuda gelen hârikalardır ve hâdiselerdir. O hâdiseler, onun veladetiyle alâkadar bir surette vücuda gelmiş.

        Hem bi’setten evvel bazı hâdiseler var ki, doğrudan doğruya birer mu’cizesidir. Bunlar çoktur. Nümune olarak, meşhur olmuş ve eimme-i hadîs kabul etmiş ve sıhhatleri tahakkuk etmiş birkaç nümuneyi zikredeceğiz:

        Birincisi: Veladet-i Nebevî gecesinde hem annesi, hem annesinin yanında bulunan Osman İbn-il Âs’ın annesi, hem Abdurrahman İbn-i Avf’ın annesinin gördükleri azîm bir nurdur ki; üçü de demişler: “Veladeti ânında biz öyle bir nur gördük ki; o nur, maşrık ve mağribi bize aydınlattırdı.”

        İkincisi: O gece Kâ’be’deki sanemlerin çoğu başı aşağı düşmüş.

        Üçüncüsü: Meşhur Kisra’nın eyvanı (yani saray-ı meşhuresi) o gece sallanıp inşikak etmesi ve ondört şerefesinin düşmesidir.

        Dördüncüsü: Sava’nın takdis edilen küçük denizinin o gecede yere batması ve İstahr-Âbad’da bin senedir daima iş’al edilen, yanan ve sönmeyen, Mecusilerin mabud ittihaz ettikleri ateşin, veladet gecesinde sönmesi. İşte şu üç-dört hâdise işarettir ki: O yeni dünyaya gelen zât; ateşperestliği kaldıracak, Fars saltanatının sarayını parçalayacak, izn-i İlahî ile olmayan şeylerin takdisini men’edecektir.

        Beşincisi: Çendan veladet gecesinde değil, fakat veladete pek yakın olduğu cihetle, o hâdiseler de irhasat-ı Ahmediyedir ki (A.S.M.), Sure-i اَلَمْ تَرَ كَيْفَ de nass-ı kat’î ile beyan edilen “Vak’a-i Fil”dir ki; Kâ’be’yi tahrib etmek için, Ebrehe namında Habeş Meliki gelip, Fil-i Mahmudî namında cesîm bir fili öne sürüp gelmiş. Mekke’ye yakın olduğu vakit fil yürümemiş. Çare bulamamış, dönmüşler. Ebabil kuşları onları mağlub etmiş ve perişan etmiş, kaçmışlar. Bu kıssa-i acibe, tarih kitablarında tafsilen meşhurdur. İşte şu hâdise, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın delail-i nübüvvetindendir. Çünki veladete pek yakın bir zamanda, kıblesi ve mevlidi ve sevgili vatanı olan Kâ’be-i Mükerreme, gaybî ve hârika bir surette Ebrehe’nin tahribinden kurtulmuştur.

        Altıncısı: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm küçüklüğünde Halîme-i Sa’diye’nin yanında iken, Halîme ve Halîme’nin zevcinin şehadetleriyle; güneşten rahatsız olmamak için, çok defa üstünde bir bulut parçasının ona gölge ettiğini görmüşler ve halka söylemişler ve o vakıa sıhhatle şöhret bulmuş.

        Hem Şam tarafına oniki yaşında iken gittiği vakit, Buheyra-yı Rahib’in şehadetiyle, bir parça bulut, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın başına gölge ettiğini görmüş ve göstermiş.

        Hem yine bi’setten evvel Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, bir defa Hatice-i Kübra’nın Meysere ismindeki hizmetkârıyla ticaretten geldiği zaman, Hatice-i Kübra, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın başında iki meleğin bulut tarzında gölge ettiklerini görmüş. Kendi hizmetkârı olan Meysere’ye demiş. Meysere dahi Hatice-i Kübra’ya demiş: “Bütün seferimizde ben öyle görüyordum.”

 

        Yedincisi: Nakl-i sahih ile sabittir ki: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, bi’setten evvel bir ağacın altında oturdu; o yer kuru idi, birden yeşillendi. Ağacın dalları, onun başı üzerine eğilip kıvrılarak gölge yapmıştır.

 

        Sekizincisi: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ufak iken, Ebu Talib’in evinde kalıyordu. Ebu Talib, çoluk ve çocuğu ile onunla beraber yerlerse, karınları doyardı. Ne vakit o zât yemekte bulunmazsa, tok olmuyorlardı. Şu hâdise hem meşhurdur, hem kat’îdir.

        Hem Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın küçüklüğünde ona bakan ve hizmet eden Ümm-ü Eymen demiş: “Hiçbir vakit Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm açlık ve susuzluktan şikayet etmedi, ne küçüklüğünde ve ne de büyüklüğünde.”

        Dokuzuncusu: Murdiası olan Halîme-i Sa’diye’nin malında ve keçilerinin sütünde, kabîlesinin hilafına olarak çok bereketi ve ziyade olmasıdır. Bu vakıa hem meşhurdur, hem kat’îdir.

        Hem sinek onu taciz etmezdi, onun cesed-i mübarekine ve libasına konmazdı. Nasılki evlâdından olan Seyyid Abdülkadir-i Geylanî (K.S.) dahi, ceddinden o hali irsiyet almıştı; sinek ona da konmazdı.

        Onuncusu: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm dünyaya geldikten sonra, bahusus veladet gecesinde, yıldızların düşmesinin çoğalmasıdır ki; şu hâdise Onbeşinci Söz’de kat’iyyen bürhanlarıyla isbat ettiğimiz üzere; şu yıldızların sukutu, şeyatîn ve cinlerin gaybî haberlerden kesilmesine alâmet ve işarettir. İşte madem Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm vahiy ile dünyaya çıktı; elbette yarım yamalak ve yalanlar ile karışık, kâhinlerin ve gaibden haber verenlerin ve cinlerin ihbaratına sed çekmek lâzımdır ki, vahye bir şübhe îras etmesinler ve vahye benzemesin. Evet bi’setten evvel kâhinlik çoktu. Kur’an nâzil olduktan sonra onlara hâtime çekti. Hattâ çok kâhinler imana geldiler. Çünki daha cinler taifesinden olan muhbirlerini bulamadılar. Demek Kur’an hâtime çekmişti. İşte eski zaman kâhinleri gibi, şimdi de medyumlar suretinde yine bir nevi kâhinlik Avrupa’da ispirtizmacıların içlerinde baş göstermiş. Her ne ise…

        Elhasıl: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın nübüvvetinden evvel nübüvvetini tasdik ettiren ve tasdik eden pek çok vakıalar, pek çok zâtlar zahir olmuşlar.

 

Evet dünyaya manen reis olacak (Haşiye) ve dünyanın manevî şeklini değiştirecek ve dünyayı âhirete mezraa yapacak ve dünyanın mahlukatının kıymetlerini ilân edecek ve cinn ü inse saadet-i ebediyeye yol gösterecek ve fâni cinn ü insi i’dam-ı ebedîden kurtaracak ve dünyanın hikmet-i hilkatini ve tılsım-ı muğlakını ve muammasını açacak ve Hâlık-ı Kâinat’ın makasıdını bilecek ve bildirecek ve o Hâlık’ı tanıyıp umuma tanıttıracak bir zât; elbette o daha gelmeden herşey, her nev’, her taife onun geleceğini sevecek ve bekleyecek ve hüsn-ü istikbal edecek ve alkışlayacak ve Hâlıkı tarafından bildirilirse, o da bildirecek. Nasılki sâbık işaretlerde ve misallerde gördük ki; her bir nev’-i mahlukat, onu hüsn-ü istikbal ediyor gibi mu’cizatını gösteriyorlar, mu’cize lisanıyla nübüvvetini tasdik ediyorlar.

 

(Haşiye): Evet Sultan-ı Levlâke Levlâk, öyle bir reistir ki: Bin üçyüz elli senedir saltanatı devam ediyor. Birinci asırdan sonra herbir asırda lâakal üçyüz elli milyon tebaası ve raiyeti vardır. Küre-i Arz’ın yarısını bayrağı altına almış ve tebaası, kemal-i teslimiyetle ona hergün salât ü selâm ile tecdid-i biat ederek emirlerine itaat ederler.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

25/3/2009 · Kategori: ALLAH RASULU ASM_

Resulullah (sav) buyurdular ki:

 

"Allahın evlerinden birinde toplanıp, Allahın kitabini okuyan, onu aralarında öğrenip, öğreten hiçbir topluluk yoktur ki, Allah onların üzerine huzur indirmesin, rahmet onları kaplamasın, melekler onları kuşatmasın. Allah onları, kendi katındakilerin içinde anmasın!" 
                                                    
Ebû Hureyre radiyAllahu anh. Ebû Dâvud.

 

 

Resulullah (sav) buyurdular ki:

 

"Allah`ın, yollarda dolaşıp zikredenleri araştıran melekleri vardır. Allahu Teala`yı zikreden bir cemaate rastlarlarsa, birbirlerini "Aradığınıza gelin!" diye çağırırlar. (Hepsi gelip) onları kanatlarıyla kuşatarak dünya semasına kadar arayı doldururlar.

 

Allah, -onları en iyi bilen olduğu halde- meleklere sorar: "Kullarım ne diyorlar?" "Seni tesbih ediyorlar, sana tekbir okuyorlar, sana tahmid okuyorlar. Sana ta`zim (temcid) ediyorlar" derler.

 

Rabb Teala sormaya devam eder: "Onlar beni gördüler mi?" "Hayır!" derler. "Ya görselerdi ne yaparlardı?" "Eğer seni görselerdi ibadette çok daha ileri giderler; çok daha fazla ta`zim, çok daha fazla tesbihde bulunurlardı" derler.

 

Allah tekrar sorar: "Onlar ne istiyorlar?" "Senden," derler, "Cennet istiyorlar" "Cenneti gördüler mi?" der, "Hayır ey Rabbimiz." derler. "Ya görselerdi ne yaparlardı?" der. "Eğer görselerdi," derler, "Cennet için daha çok hırs gösterirler, onu daha ısrarla isterler, ona daha çok rağbet gösterirlerdi."

 

Allah Teala sormaya devam eder: "Neden istiaze ediyorlar?" "Cehennemden istiaze ediyorlar" derler. "Onu gördüler mi?" der. "Hayır Rabbimiz, görmediler" derler. "Ya görselerdi ne yaparlardı?" der. "Eğer cehennemi görselerdi ondan daha şiddetli kaçarlar, daha şiddetli korkarlardı" derler.

 

Bunun üzerine Rabb Teala şunu söyler: "Sizi şahid kılıyorum, onları affettim!"

 

Resulullah (sav) sözüne devamla şunu anlattı: "Onlardan bir melek der ki: "Bunların arasında falanca günahkar kul dahi var. Bu onlardan değil. O başka bir maksadla uğramıştı, oturuverdi."

 

Allah Teala: "Onu da affettim, onlar öyle bir cemaat ki onlarla oturanlar da onlar sayesinde bedbaht olmazlar" buyurur…

            Ebu Hüreyre’den… Kütüb-ü Sitte HadisNo:1941

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

18/3/2009 · Kategori: ALLAH RASULU ASM_

                  Otuz Üç Hadis-i Şerif 


Bediüzzaman Hazretlerinin hususi olarak not aldığı ve Risale-i Nurla münasabettar olan bu hadisleri, Tefekkürname adlı dua mecmuasının sonuna dercederek çokça okuduğu ifade edilmektedir.

İlimlerin şahı ve padişahı iman ilmi olmasındandır ki, bu hadislerde ilim ifadesi çokça geçmektedir.




1-) "İlmi öğreniniz. Çünkü onun öğrenilmesi, Allah'a karşı haşyettir. Talebi ibâdettir. Müzâkeresi tesbihtir. Ondan bahis ise cihaddır."


2-) "Bir âlimin yatağına yaslanarak ilmine (kitabına) bir saat bakması, yetmiş saat ibâdetten hayırlıdır."

3-) "İlmin tâlibi (talebesi), RAHMAN'ın tâlibidir. İlmin talipçisi, İslâm'ın rüknüdür. Onun ser-ü mükâfatı, Peygamberlerle beraber verilir."

4-) "İlim talep etmek, Allah'ın katında nâfile namaz, oruç, hacdan ve fi-sebilillah olan cihaddan efdaldir."

5-) "İlminden menfaat görülen bir âlim, bin abidden hayırlıdır."

6-) "Din ile dünyayı talep edenlere veyl olsun."

7-) "Bir ademin bir hikmet kelimesini işitmesi, duyması, bâzen olur ki, ona bir sene ibâdetten hayırlı olur ve bir saat ilim müzâkeresi yanında oturmak, bir köle azad etmekten daha hayırlıdır."

8-) "Cenâb-ı Hak, bir ademi senin elinle (vasıtanla) hidâyete getirmesi, güneşin üzerine doğduğu her şeyden daha çok sana hayırlıdır."

9-) "Cenâb-ı Hak şu ümmetin üstünde hem deccalın kılıncını, hem de büyük harbin kılıncını beraber cem etmeyecektir." (Mülâheme-i Kübrâ olan ikinci Harb-i Umumi, alem-i İslâm'ı hırpalamadığı işaretiyle, İslâmlar içinde bir deccâl, alem-i İslâm'ı başka bir surette hırpalayacak)

10-) "Hilâfet-i İslâmiyye, babamın kardeşi amcam Abbas'ın oğullarından zâil olmayacak. Tâ onu deccala teslim edinceye kadar."

11-) "Ulemânın mürekkebiye Şühedâ kanı muvâzene edilse, muhakkak ki Allah yanında, ulemânın mürekkebi, Şühedânın kanından râcih gelecektir."

12-) "Şedid, kuvvetli, kahraman o değildir ki, insanları mağlup etsin. Belki kahraman odur ki, gadap ve hiddet ânında, nefsini mağlup eder."

13-) "Bir müslüman, bir müslüman kardeşine bir hediye ihdâ etmesi; onun hidâyetini artırıp, kötülüklerden onu alıkoyan bir hikmet kelimesinden daha hayırlıdır."

14-) "Halk-ı Âdem'den (A.S.) tâ kıyâmete kadar, âlem-i insaniyyet arasında, deccâl hâdisesinden daha büyük bir umur, mes'ele yoktur."

15-) "Bir ilim talebesi, ilim tahsil ederken eceli gelse, vefât etse, onun derecesiyle Enbiyâ derecesi arasında, bir peygamberlik mertebesi kalır."

16-) "Kim ki ilimden (yâni ilm-i imânî ve tahkikîden) bir bâb, bir mes'ele taâllüm ederse, onunla amel etsin etmesin, bin rek'ât nafile namazdan efdaldir. Eğer öğrenmekle beraber amel de ederse, yâhut onu başkasına da öğretirse, o zaman tâ kıyâmete kadar, onun o büyük sevabı ve onunla amel edenin sevabı onun olacaktır.

17-) "Kim ki İslâmı ihyâ etmek niyetiyle ilimden bir bâb tahsil ederse, onun derecesiyle peygamberlik derecesi arasında, yalnız bir kalmış olur."

18-) "Bir mü'minde dört şey, dört ahlâk içtimâ ettiği zaman Cenâb-ı Hak, o dört ahlâkıyla ona cenneti vâcip etmiş olur. 

     a) Lisânında SIDK. (Doğruluk. Yâni yalan söylememek.)

     b) Malda SEHA. (Yâni cömertlik.)

     c) Kalpte meveddet, SEVGİ.

     d) Hazırda ve gaybda olanlara NASİHAT etmek.

19-)
"Kâhinlerden birisi gelecek, Kur'an'ı (Kur'an'ın hakikatlarını) öyle bir tarzda ders verecektir ki, ondan sonra, onun gibi o ders ve talimi veren olmayacaktır." (Kâhin : Hadisin metnindeki kâhinden murad, Allah-u lem, ilhâma mazhâr, gaybî umuru veyâhut gizli kalmış esrârı veyâhut mestur olan Hakaik-ı Kur'aniyyeyi ilhâm-ı ilâhi ile ders verecek birisi demektir. Bu ise, gaybî ve istikbâlî bir işâret,bir ihbâr-ı Nebevîdir)

20-) "Bir ilim talebesi ilim tahsil etmekteyken ölüm ve ecel gelse, vefât etse şehiddir."

21-) "Kur'an'ın hamelelerine ikrâm, hürmet ediniz." (Kur'an'ın hameleleriyse, ya Kur'an'ı hıfzedenlerdir, veyâhut Kur'an'ın hakikatlerini yaşayanlardır.)

22-) "Ulemâya hürmet ediniz, ikrâm ediniz. Çünkü ulemâ, peygamberlerin vârisidir."

23-) "İlmin efdali imân ilmidir. Bu ilimle az olan amel, ilim ile olduğu için menfâât verir. Fakat çok amel cehil ile olsa menfââtsizdir."

24-) "Cenâb-ı Allah (C.C), mü'min kulunu tecrübe ve imtihan için, musibet ve belaya giriftâr eder. Fakat, O'nun bu iptilâsı ve denemesi, o mü'min kulunun üstünde kerâmât ve ikrâmını izhâr içindir."

25-) "Said, fitnelerden uzak kalmış kimse, musibet ve fitneye giriftâr olduğu hâlde, sabreden kimsedir. Böyle adam ise, çok garip ve pek nâdirdir."

26-) "Muhakkak fitne gelmektedir. İbâdı (insanları) parça parça edecektir. Ancak âlimler ondan kurtulurlar."

27-) "Ahir zamanda, şiddetli ve dehşetli bir belâ gelecek. Herkese isâbet edecek. Ondan kurtulan olmaz. Ancak Allah'ın dinini bilen ve ona göre lisânıyla ve kalbiyle mücâhede eden bir adam kurtulacak. O ise, ona geçmişlerin mesleği sebkât etmiştir. Bir de, Allah'ın dinini bilip, tasdik eden birisi kurtulacak."

28-) "Benî Âdem'in en cömerti, en kerimi ve en sâhisi benim. Benden sonra, onların en kerimi, en cevâdı ise, bir recul, bir âdemdir ki; o âdem (hususi) bir ilim bilecek ve o ilmini neşredecektir. Kıyâmet gününde müstakilen bir cemaat hâlinde baas olunacaktır."

29-) "Kur'an'ı öğrenen ve öğreten, içindeki hakaikını ders veren bilmiş olsunlar ki; kıyâmet gününde onların cennete girmelerine, sâik ve delil ben olacağım."

30-) "Sakın bid'atlara yanaşmayınız. Çünkü, bütün bid'atlar dalâlettir. Bu dalâletler de, cehenneme dayanacaklardır."

31-) "Bizden gayrısına kendisini benzeten, bizden değildir. Sakın Yahudi ve Hıristiyanlara kendinizi benzetmeyiniz."

32-) "Cihâdın en efdali odur ki, eğri yolda olup, Hakka karşı mümânaat gösteren en cebbâr hükümdarlara, kumandanlara karşı hak söz söyleyendir."

33-) "Cihâdın en faziletlisi, kişinin kendi nefsi ve hevâsına karşı mücâhade etmesidir."

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

« Önceki ::