1/12/2009 · Kategori: IBRETLIK


Allah rahmet etsin Osman Demirci Hocadan dinlediğim, iki hakikatdar kıssayı, nazarlarınıza arz ediyorum.

Hz. İbrahim (AS) misafir-perverliği ile meşhur bir Zat. Hatta misafir olmadan sofraya oturmaz. Bazen tepelere çıkar. Misafir ararmış.

Bir gün 300 kişilik bir Mecusi taifesi oradan geçiyorlarmış. Karınları açıkmış. İbrahim (AS) ı görünce: "İhtiyar, bizim karnımız aç. Nerde doyurabiliriz." diye sormuşlar. İbrahim (AS) sevinçle bunları almış. Evine götürmüş. Hayvanlar kestirmiş. Mükellef bir sofra kurdurmuş. Bir güzel karınlarını doyurmuş.

Kafile yola devam etmek için kalkmışlar. Demişler ki: "İhtiyar, sana zahmet verdik. Bize çok güzel ikram ettin. Sen de bizden bir şey iste. Bizde verelim ve yolumuza gidelim.

İbrahim (AS) demiş: "Ben sizden yalnızca tek bir şey isterim. Benim Rabbime bir kere secde edin."

Mecusiler demişler: "Ammada yaptın ihtiyar. Başkaları duysa ne derler? Bir yemek için din değiştirilir mi? Biz bunu yapmayız."

İbrahim (AS) der: "Ben başka hiç bir şey istemem. Serbestsiniz."

Mecusiler demiş: "İhtiyar hele sen bir aramızdan çık. Kendi aramızda bir görüşelim."

İbrahim (AS) gidince, kendi aralarında konuşmaya başlarlar.

Biri der: "Yalandan yatalım. Kalbimizi mi okuyacak. Hem ihtiyarı memnun etmiş oluruz. Hem de dinimizden dönmemiş oluruz."

Herkes bu fikri beğenir. İbrahim (AS) çağrılır. "Ey ihtiyar ne tarafa secde edeceğiz."

İbrahim (AS) kıbleyi gösterir. Mecusi kafilesi secdeye kapanınca, İbrahim (AS) ellerini açar ve der:

"Ya Rab! Ben yatırdım, vazifemi yaptım. Sen de kalblerine hidayet ver." diye niyaza başlar. Hidayet-i İlahiye şimşeği öyle bir kalblerinde çakar ki, başını kaldıran: "La İlahe İllallah İbrahim Halilullah." derler.


Bu kıssada çok dersler var. Hususan vazifemizi yapmak, dua etmek, Cenab-ı Hakkın vazifesine karışmamak... Peygamberimiz asm. kavim ve kabilelerden İslamiyeti öğrenmek için muallim istendiğinde ekseriyetle iki kişi gönderir... Birine anlatma vazifesi, diğerine dua vazifesini verirmiş. Arkadaşı anlatırken diğer sahabe efendimiz, anlatılanların kalb ve ruhlara tesiri için dua edermiş.

İkinci Kıssa:
1940-1950 yıllarında Alim bir Zat, Doğuda kasaba-kasaba dolaşıp, Kur'an öğretiyor, namaz kıldırıyor, vaaz ediyormuş.

Bir gün yolda giderken, bakmış ki, karşıdan bir avcı geliyor. Bir omuzunda silahı, diğer omzunda bir çanta ve içinden sarkan paçavra bezler... Bir elinde kazma, diğer elinde uzunca bir demir...Yanında üç tane köpek. Biri büyük, biri orta, diğeri küçük.

Alim zat yaklaşıp, selam vermiş ve sormuş. "Hayırdır böyle nereye gidiyorsun?"

Adam demiş."Tilki avlamağa.."

Alim Zat sormuş. "Tüfeği anladım da, bu üç köpek ne içindir?"

Avcı: "Tilkiyi vuramazsam. Bu büyük köpek koşacak onu yakalayacak, boğacak. Ben de derisini yüzüp satacağım.

Eğer büyük köpek yorulursa, bu ortanca çok iyi koşar. O yakalayıp, boğacak. Ben de derisini yüzüp satacağım.

Olur ki, tilki dar bir deliğe girer. Bu iki köpek sığmazsa, bu küçük köpek deliğe girecek, onu boğacak. Ben de derisini yüzüp, çoluk-çocuğa rızık almak için satacağım."

Alim Zat tebessüm etmiş ve demiş: "Peki bu kazma, uzun demir, paçavra ne işine yarıyor."

Avcı der: "Ola ki tilkinin kaçtığı deliğe küçük köpek giremezse, bu kazma ile deliği açacağım. Tilkiyi öldürüp, derisini yüzeceğim.

Oldu ki delik, kayadan, taştan olursa, kazamazsam bu uzun demir ile onu öldüreceğim.

Ola ki girdiği delik, düz olmaz, girintili-çıkıntılı olurda bu demir işe yaramazsa paçavrayı tutuşturup, deliğe sokacağım. Dumandan tilki çıkacak, onu öldürüp, derisini yüzüp, satacağım." deyince..

Alim Zat demiş: "ula oğul, desene.. bu tilkinin işi, Allaha kaldı."


Bu avcı kafaya takmış ki, tilkiyi avlayacak. Bütün ihtimalleri baştan düşünüp, her ihtimali ortadan kaldıracak bir sebep, bir alet bulmuş. Demek biz de, hizmeti ulaştıracağımız kişileri tanıyarak, onların her bahanesine karşı hazırlıklı olmalıyız. Bir kere denemeyle bırakmamalıyız.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

8/5/2009 · Kategori: IBRETLIK

                   CEHENNEM ATEŞİ

Ömer bin Hattab( r.a.)dan şöyle rivayet olunur:

 

Cibril her zaman geldiği vaktin dışında Resulullah(s.a.v.)in yanına geldi. Bunu gören Resulullah(s.a.v.) kalktı:

 

"Ya Cibril ! Rengin değişmiş,solgun görünüyorsun" dedi.

 

O da;

 

"Allah´u Teala cehennem ateşinin körüklenmesini ve şiddetli yanmasını emretti. Onun heyecanı ile geldim" dedi.

 

Resulullah (s.a.v) :

 

"Ya Cibril bana cehennem ateşini anlat" deyince, Cibril cehennemi şöyle anlattı:

 

"Seni hak dini ile gönderen Allah´a yemin ederim ki cehennemden dünyaya iğne deliği kadar bir delik açılsa sıcaklığından yeryüzündeki bütün canlılar ölürdü. Eğer cehennem zebanisi dünyadaki insanlara gözükse bütün insanlar ölürdü. Cehennem zincirinin bir halkası dağların üzerine konulsa dağlar ezilir, yere batardı".

 

Bunları dinleyen Peygamberimiz (s.a.v.) "Yeter ya Cibril daha fazla dayanamayacağım, korkudan kalbim duracak" dedi ve ağlamaya başladı.Cibril´e bakıp onun da ağladığını görünce:

 

"Ya Cibril Allah katında yüce makam ve şerefin varken sen de mi ağlıyorsun?" dedi.

 

Cibril de şu cevabı verdi:

 

"Neden ağlamayım. Ben daha çok ağlamalıyım. Allah´ın ilminde göründüğüm halden daha kötü bir halde olabilirim. İblis gibi korkunç imtihana çekilmeyeceğimi nereden bileyim. Belki Harut ve Marut´un düştüğü akibete düşerim" deyince Peygamberimiz (s.a.v.) uzun süre ağladı, Cibril ağladı, nihayet onlara şöyle bir ses geldi:

 

Ya Cibril ! Ya Muhammed !  Allah sizi günah işlemekten ve asi olmaktan emin kıldı.

 

Bunun üzerine Cibril yükseldi gitti. Resulullah(s.a.v.) da dışarı çıktı. Ensardan bir cemaate uğradı. Gülüyorlar, eğleniyorlardı. Bu hali görünce onlara:

 

"Arkanızda cehennem olduğu halde nasıl gülüp eğleniyorsunuz. Eğer benim bildiklerimi bilseniz az güler, çok ağlardınız, boğazınızdan yemek ve su geçmezdi. Yollara çıkar Allah diye yalvarırdınız." buyurdu.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

8/5/2009 · Kategori: IBRETLIK

                     20 KURUŞLUK  İMTİHAN
                          
(Küçük şey yoktur.)

Londra'daki caminin yeni imamı, şehre gitmek için hep aynı otobüse biniyor ve çoğu zaman aynı şoföre rastlıyormuş.

Bir gün, bilet alırken şoför yanlışlıkla 20 "kuruş" fazla vermiş. İmam, yanlışlığı oturup da parasını sayınca fark etmiş. Kendi kendine düşünmüş
"20 kuruşu geri versem mi, şoföre?"

Ama içinden bir ses diyormuş ki; "Çok küçük bir para ve şoförün zaten umurunda da değil. Otobüs şirketine, 20 kuruş ne fark eder ki?. Bu parayı, 'Allah'tan gelen bir hediyedir.' diye düşünebilirim."

İneceği durağa gelince, imam kalkmış, fikrini değiştirmiş ve inmeden önce şoförün yanına gitmiş. 20 kuruşu geri vermiş ve demiş ki :

"Paranın üstünü fazla verdiniz."

Şoför gülümsemiş ve demiş ki :

"Siz, camiinin yeni imamısınız değil mi? Aslında uzun zamandır sizi ziyaret etmek istiyordum caminizde. İslam'ı öğrenmek için bilerek size fazla para verdim. Nasıl tepki göstereceğinizi görmek istedim."

İmam, otobüsten inerken nerdeyse bacaklarını hissetmiyormuş. Yere yığılacakmış gibi olmuş, bir direğe tutunmuş ve kendine gelmeye çalışmış. Gözlerinden yaşların boşalmasına engele olamamış. Gökyüzüne bakmış ve demiş ki:

"Allah'ım az daha İslam'ı 20 kuruşa satıyordum!"

Dinini, üç kuruş kazanacağım diye siyasete, ticarete, makam ve mevkiiye dönüştürenlere ibret olsun.

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

5/5/2009 · Kategori: IBRETLIK

Bir gün Musa Aleyhisselam, giyeceği olmadığı için kumun içine giren  bir fakir görür, Fakir:

- Ya Musa, bana dua et, Cenab-ı Hak bana yetişecek kadar dünyalık versin, yoksulluk beni tüketti,der.

Musa Aleyhisselam dua eder, Hak Teala fakire dünyalık verir.

Birkaç gün sonra Musa Aleyhisselam bir kalabalık görür, ne oluyor diye yaklaştığında, o fakiri kalabalığın ortasında olduğunu görür ve sorar:

- Ne oluyor burada?

- Bu adam şarap içmis, kavga etmiş, kavga ettiği adamı da öldürmüş, simdi ona kısas uygulanacak.

Musa Alayhisselam bunun üzerine, Allah’ın adaletine cüretinden dolayı tövbe eder ve Allah'ın insanlara durumuna göre nimet verdiğini anlar.

Şüphesiz Allah'ın kullarına merhameti tüm insanlardan daha fazladır.Dolayısıyla bu dünyada bir takım nimetlerden  mahrum olma aslında eksiklik değil, bizzat Allah'ın bir lütfu olabilir. 

Kuranı Kerim’de şöyle buyuruluyor:

Eğer  Allah, kullarına rızkı bol bol verseydi, yeryüzünde mutlaka azgınlık ederlerdi. Fakat O, rızkı dilediği ölçüde indirir. Şüphesiz O, kullarından hakkıyla haberdardır ve onları hakkıyla görendir.(Şura 27)

Kalıcı Bağlantı Yorum (6) Yorum yaz!

5/5/2009 · Kategori: IBRETLIK

Erzurum'un büyük velîsi İbrahim Hakkı (k.s.) hazretlerini çocukken İsmâil Fakîrullah (k.s.) hazretlerine teslim ederler. İyi bir terbiye alması için çocukluğunun mühim bir devresini Fakîrullah hazretlerinin yanında geçiren İbrahim Hakkı hazretleri, bir gün eline aldığı bir testiyle çeşmeye gider, doldururken oraya gelen bir atlı:

-Çekil bakayım önümden be çocuk! diye İbrahim Hakkı hazretlerini azarlayarak atını çeşmeye sürer. O da testisini alıp bir kenara çekilmeye uğraşırken atını mahmuzlayan adam, onu bir köşeye sıkıştırır. Testisini bırakıp kendisini kurtarmak zorunda kalır İbrahim Hakkı hazretleri... Bu esnada at da üzerine basıp testiyi kırar. Ağlayarak hocasının huzuruna gelir ve:

-Çeşmeden su alırken atını koşturarak gelen biri, atını üzerime sürdü. Can havliyle kendimi kurtarmaya çalışırken testimi de tepeletip kırdı! der. Hocası sorar:

-Testini kıran atlıya sen bir şey söyledin mi?

-Hayır, der, hiçbir şey söylemedim.

-Çabuk git ve o adama bir-iki laf söyle, der.

İbrahim Hakkı hazretleri gider, çeşmenin başında atını tımar etmeye başlayan adamın yanına varıp bekler. Fakat bir türlü terbiyesini bozup da:

-Benim testimi niye kırdın zâlim adam?! diyemez.

Dönüp geldiğinde hocası Fakîrullah hazretleri sorar:

-Ona bir şeyler söyleyebildin mi?

-Söyleyemedim efendim; niyetlendim, lâkin bir türlü dilimi çevirip de ağır bir söz sarf edemedim! Hocası bağırır:

-Sana diyorum, çabuk git ve o adama bir şeyler söyle, mukabele et! Yoksa sonu felâket!..

İbrahim Hakkı hazretleri bu defa kararlı olarak koşup çeşmenin başına gelir. Bir de bakar ki, testisini kıran adamı, kendi atı, attığı çiftelerle çeşmenin havuzuna yuvarlamış, ölüsü yatmaktadır! Koşarak gelip, hocası İsmâil Fakîrullah hazretlerine bu vahim vaziyeti anlatır. Hocası bu hâle üzülür:

-Vah vah! Bir testiye bir adam! Üzüldüm buna doğrusu! der. Huzurundakiler bundan bir şey anlamadıklarını söyleyince, büyük velî şöyle îzah eder: 'O atlı adam, İbrahim Hakkı'ya zulmetti. Zulme uğrayan da tek kelimeyle olsun mukabelede bulunmadı, zâlimi Allâh'a havâle etti. Allâh Teâlâ'nın da gayretine dokunup zâlimi cezâlandırdı. Şayet İbrahim Hakkı da onun zulmüne karşılık verip, ona bir şeyler söyleseydi, dünyada ödeşmiş olup, cezası Ahirete kalmış olacaktı. Fakat İbrahim, büsbütün mazlum oldu. Bense ödeştirmek için uğraşıyordum, maalesef muvaffak olamadım!'

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki ::