24/7/2009 · Kategori: NOT DEFTERIMDEN

BEN SENİ HEP SEVDİM BABA!

 
İnanmıyorsun ama, ben seni hep sevdim baba!
 
Yalnız bir şey var ki, bu davayı herkesten çok sevdim baba.
 
Değil mi ki; sevmeyi, özlemeyi, vuslatı buralarda öğrendim.  
 
Ana-babayı aziz tutmayı, onlara üff bile dememeyi. 
 
Ama maalesef sen şu kanaata varmışsın: “Oğlum beni hiç sevmiyor.” 
 
Ahh! Bir bilsen bunları duyunca nasıl vuruldum.
 
Diyorsun ki “Benimle beraber neden kalmak istemiyorsun, benden bıktın mı?”
 
Sana demek isterdim ki  “Baba, Bedir’e çıkanlar, Uhud’da savaşanlar, Çanakkale’de vurulanlar ana-babalarını çok seviyorlarmış ama cepheye koşmuşlar.” 
 
Diyorsun ki “Evinde dinini yaşamana engel olan mı var?”
 
Sana demek isterdim ki “Sokaklar alev alev, nesil yanarken, herkes itfaiyeci beklerken; tulumbanı al, yetiş imdada, yangın var! denirken, kendini kurtarmakta ne demek!”
 
Diyorsun ki: “Okuluna git, evine gel. Kimsenin etlisine sütlüsüne karışma.”
 
Sana demek isterdim ki “Ben koşmayım da kim koşsun? Ben sevmeyim de kim sevsin? Ben ölmeyim de kim ölsün? Ben ümmete karışmazsam, Resulallah öbür tarafta benim hesabıma karışır mı?”
 
Diyorsun ki: “Büyüyüp baba olunca, senin iyiliğini istediğimi anlıyacaksın?
 
Sana demek isterdim ki “Baba; sen ve ben ölünce, kabir kapısından geçince, mahşere çıkınca, hesap bizi sıkınca, kitaplar sağdan soldan uçuşurken birden kapılar açılacak. Resulallah en önde Sahabisi hemen arkasında ve onların arkasında Nebinin Ahir Zaman Kardeşleri görününce beni anlayacaksın. Acaba biz o anda, nerede ve kimlerin safında olacağız?”

Hasılı baba ben seni çok seviyorum!
 
Ama nedendir, bunu sana söyleyemiyorum. Ne kadar isterdim: “Baba seni çok ama çok seviyorum ve senden mal mülk istemiyorum. Senin bir vazife olarak baktığın evlendirme işini, ne  senden ne başkasından beklemiyorum. Ama sana diyorum ki: “Ne olur beni bırak. Arkadaşlarımla, kardeşlerimle kalayım. Ceddime layık olayım. Bir hizmet olunca bende koşayım. Artık gül devri başlıyor. Ben olsam da olmasam da, fark eden bir şey olmaz. Ama madem başıma bir devlet kuşu konmuş bunu kaçırmak istemiyorum. 
 
Biliyorum ki, bunları sana söylesem de söylemesem de fikirlerin değişmeyecek. Ve ben: “Babama bir şey olur mu, hastalığı ağırlaşır mı?” endişeleri ile bir ayağımdan hep evime bağlı kalacağım. 
 
Ne yapalım bu da, bir imtihan ve mutlaka geçmem gereken bir imtihan. 
 
Zira, birçokları evlerine ve ailelerine takılıp, yollarda kaldı. 
 
Allah'ım! Ne olur beni ve ailemi, Senden ve Senin sevdiklerinden ayırma. Amin

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

17/6/2009 · Kategori: NOT DEFTERIMDEN

Üzücü kaza ve beş vefat

 

 

İnna lillah ve inna ileyhi raciun...

Konya'nın Beyşehir ilçesinde üniversite öğrencilerini taşıyan minibüsün, yol kenarındaki ağaca çarpması sonucu, 5 kişi vefat etti, 8 kişi yaralandı.

42 AVP 21 plakalı minibüsün şoförü Serdar Dörtkol (26), Beyşehir-Isparta kara yolunda seyir halindeyken aniden önüne çıkan bir araca çarpmamak için direksiyonu kırdı. Belli bir hızda olan minibüs dengesini kaybedince Kuşluca köyü yakınlarında yol kenarındaki ağaca çarptı.

İlk belirlemelere göre kazada, 5 kişi öldü, 8 kişi de yaralandı. Yaralılar, ambulanslarla çeşitli hastanelere sevk ediliyor.

Kaza yapan minibüste, KonyaSelçuk Üniversitesi Nur talebeleri olduğu öğrenildi.

Kazada, Gökhan Ayalp (38), Selçuk Üniversitesinin farklı bölümlerde okuyan üniversite öğrencileri Yalçın Yavuz (20), Veli Tutar (19), Emrullah Hıdıroğlu (19) ve Ahmet Yalçınkaya (20) hayatını kaybetti.

Yaralanan Bilal Yalçın (20), Emrullah Çelik (20), Egemen Danış (33), Mustafa Çavdan (20), Kamil Gökmen (22) ile minibüs sürücüsü Serdar Dörtkol, Beyşehir ve Konya'daki çeşitli hastanelere kaldırıldı.

Dün saat 16 civarında meydana gelen kazada vefat edenlerin cenazeleri memleketlerine gönderildi.

 

[Güzel ve tam yerinde bir ta’ziyename]
Aziz, sıddık kardeşlerim!
لِكُلِّ مُصِيبَةٍ اِنَّا لِلّهِ وَاِنَّا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ


Ben hem kendimi, hem sizi, hem Risale-i Nur’u ta’ziye ve merhum Hâfız Ali’yi ve Denizli Mezaristanını tebrik ediyorum.

Meyve Risalesi’nin hakikatını ilmelyakîn ile bilen bu kahraman kardeşimiz, aynelyakîn ve hakkalyakîn makamına çıkmak için, kabre cesedini bırakıp melekler gibi yıldızlarda, âlem-i ervahta seyahata gitti ve tam vazifesini yapıp terhisle istirahata çekildi.

Cenab-ı Erhamürrâhimîn, Risale-i Nur’un bütün yazılan ve okunan harfleri adedince defter-i a’maline (Isparta yolunda vefat eden kardeşlerimize de) hasenat yazdırsın. Âmîn! Ve onların sayısınca onun (onların)  ruhuna rahmetler yağdırsın, âmîn! Ve kabrinde (kabirlerinde) Kur’anı, Risale-i Nur’u ona (onlara) şirin ve enîs arkadaş eylesin. Âmîn! Ve Nur fabrikasına onun (onların) yerine on kahramanı ihsan edip çalıştırsın. Âmîn! Âmîn! Âmîn!

Siz dahi benim gibi dualarınızda onu yâdediniz. Bin lisan onun lisanı yerine istimal edip, o kaybettiği bir hayat ve bir dil yerinde manevî bin hayat kazandı diye rahmet-i İlahiyeden ümidvarız. SAİD NURSİ R.A.

Ne mutlu bu kardeşlerimize, Rabbimiz bizlere de, hizmet ederken, hizmete gider veya gelirken vefat etmeyi ve Allah yolunda ölmekle, şehidlik rütbesine nail eylesin.

Vefat eden kardeşlerimizi Gafur-u Rahim olan Rabbimiz mağfiret ve rahmetiyle muamele buyursun. Cennet, Cemalullah ve Cemal-i Rasulullaha mazhar eylesin. Şehidlik makamını nasib eylesin.Yaralı kardeşlerimize de, Rabb-i Rahimimiz acil şifalar ile; tüm ailelerine sabr-ı cemil, ecr-i cezil ihsan eylesin.

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (5) Yorum yaz!

22/5/2009 · Kategori: NOT DEFTERIMDEN

HİKMET HAKİKATI

Risale-i Nurun en mühim özelliklerinden birisi, Kainat ile Kur’an arasındaki kopmaz alakayı isbat etmesidir. Yani ikisi de, Allahın Kitabıdır ve birbirlerini te’yid ve tasdik ediyor; birbirini şerh ve izah ediyor; aynı hakikatları ilan ve isbat ediyorlar.

Bu büyük hakikatlardan birisi Hikmettir. Kainatın neresine bakılsa, hikmetsiz, gayesiz, abes bir şey bulunmaz. Kainatı araştıran ve inceleyen her bir ilim ve fen kolu buna şahittir. Kur’an da birçok ayetlerinde, bu her şeyi ihata eden Hikmetin, Rabbimizin vücub-u Vücuduna ve Vahdetine şahit ve delil olduğu anlatılır. Rabbimizin Hakim olduğu nazara verilir. Hatta Kur’anın isimlerinden birisi de Hakimdir ki, umumiyetle Kur’an-ı Hakim diye ifade ederiz.

Kainatta ve Kur’anda sarahaten görünen Hikmet hakikatı, azami tecelli ile Rasul-i Ekrem asm.da tezahür etmiş. Peygamberimiz hali ve kali ile, ahlak ve hayatı ile, her şeyinde hikmet hakikatına mazhar olmuş ve bilfiil ve bizzat yaşıyarak göstermiştir.

Bu çok uzun ve derin bir mana olduğu için, sadece bir noktaya nazarlarımızı çekmek istiyorum. İsm-i Azam bir tane olduğu halde, Her bir Evliya, Asfiya ve Alim farklı bir Esmayı İsm-i Azam bulmalarının bir sırrı, o şahısların istidat ve kabiliyetlerine bakmakla beraber, mühim bir ciheti de, o asrın ihtiyacına bakmasıdır. Yani, o asrın İsm-i Azamı olmasıdır. Bu asrın İsm-i Azamı Hakim ve Rahim isimleridir. Hakim akla, Rahim kalbe bakmaktadır. Risale-i Nur bu iki ismin azami tecellisine mazhar olduğu gibi, bu iki ismi mecz ettirmiş. Ruh ve sair letaife bakan bütün Esmayı da, bu isimlere yardımcı yapmış.

Bir Nur Talebesinin hayatının ve hizmetinin en büyük düsturlarından birisi Hikmettir. Kainat, Kur’an ve Rasulullah asm.dan alınan derslerin hulasası, özü olan Risale-i Nurun heryerinde ve o dersleri bütün letaif ve duygularıyla yaşayan Bediüzzaman Hz.lerinin her halinde görünen hikmeti her bir Nur Talebesi elinden geldikçe yaşamalıdır. Hayatında ve hizmetinde Hakim isminin ve Hikmet sıfatının tecellileri görünmelidir.

Hikmetin insanda net görünmesinin yollarını anlatan bahislerdeki, çok ifadelerinden bir ikisini nazara verip, gerisini sizin müdakkik akıllarınıza havale ediyorum.

İbadet, fikirleri Sâni’-i Hakîm’e çevirttirmek içindir. Abdin Sâni’-i Hakîm’e olan teveccühü, itaat ve inkıyadını intac eder. İtaat ve inkıyad ise, abdi intizam-ı ekmel altına idhal eder. Abdin intizam altına girmesiyle ve nizama ittiba etmesiyle, hikmetin sırrı tahakkuk eder. Hikmet ise, kâinat sahifelerinde parlayan san’at nakışlarıyla tebarüz eder.

 

Sâni’-i Kadîr, İsm-i Hakem ve Hakîm’iyle bu âlem içinde binler muntazam âlemleri dercetmiştir. O âlemler içinde en ziyade kâinattaki hikmetlere medar ve mazhar olan insanı, bir merkez, bir medar hükmünde yaratmış. Ve o kâinat dairesinin en mühim hikmetleri ve faideleri, insana bakıyor. Ve insan dairesi içinde dahi, rızkı bir merkez hükmüne getirmiş. Âlem-i insanîde ekser hikmetler, maslahatlar; o rızka bakar ve onunla tezahür eder. Ve insanda şuur ve rızıkta zevk vasıtasıyla İsm-i Hakîm’in cilvesi parlak bir surette görünüyor. Ve şuur-u insanî vasıtasıyla keşfolunan yüzer fenlerden herbir fen, Hakem isminin, bir nevide bir cilvesini tarif ediyor.

 

Sâni’-i Zülcelal’in âlem-i ekberdeki san’atı o derece manidardır ki; o san’at, bir kitab suretinde tezahür edip, kâinatı bir kitab-ı kebir hükmüne getirdiğinden, akl-ı beşer, hakikî fenn-i hikmet kütübhanesini ondan aldı ve ona göre yazdı. Ve o kitab-ı hikmet, o derece hakikatla bağlı ve hakikattan meded alıyor ki, büyük Kitab-ı Mübin’in bir nüshası olan Kur’an-ı Hakîm şeklinde ilân edildi. Hem nasılki kâinattaki san’atı, kemal-i intizamından kitab şekline girdi; insandaki sıbgatı ve nakş-ı hikmeti dahi, hitab çiçeğini açtı. Yani o san’at, o derece manidar ve hassas ve güzeldir ki; o makine-i zîhayattaki cihazatı, fonoğraf gibi nutka geldi, söylettirdi. Ve öyle bir ahsen-i takvim içinde bir sıbga-i Rabbaniye vermiş ki; o maddî, cismanî, camid kafada; manevî, gaybî, hayatdar olan beyan ve hitab çiçeği açıldı. Ve o insan kafasındaki kabiliyet-i nutk u beyana, o derece ulvî cihazat ve istidad verdi ki; Sultan-ı Ezelî’ye muhatab olacak bir makamda inkişaf ettirdi, terakki verdi. Yani fıtrat-ı insaniyedeki sıbgat-ı Rabbaniye, hitab-ı İlahî çiçeğini açtı. Hiç mümkün müdür ki: Kitab derecesine gelen bütün mevcudattaki san’ata ve hitab makamına gelen insandaki o sıbgata, Vâhid-i Ehad’den başkası karışabilsin? Hâşâ!..

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

21/5/2009 · Kategori: NOT DEFTERIMDEN

Üstadımızın Kur’andan ve Rasulllahdan asm. aldığı en büyük derslerden birisi tefekkürdür. Üstadımız tefekkürü bir hayat düsturu, bir meslek haline getirmiş. Herşeyi bir kelime, bir kitap, bir mektub, bir ilanname şeklinde görmüş ve göstermiş. Herşey bir marifet kapısı, bir muhabbet penceresi olmuş. Risale-i Nur baştanbaşa bu manayı ders vermekle beraber, bir gaflet halinde bana inkişaf eden bir manayı burada Risale-i Nurun farkında olmasak da, anlamadığımızı zannetsek de, bizlerde nasıl hükmünü icra ettiğini, muhtaç olduğumuzda nasıl imdadımıza koştuğuna bir delil manasında beyan ediyorum.

Bir Cuma Namazında, imam efendi hutbe okuyordu. Beni bir gaflet bastı. İmam anlatıyor ama sanki ben hiç duymuyorum. Sağa-sola bakıyorum. Bu hal bir müddet devam etti. Bu arada cami duvarlarına renkli boyalarla güzel desenler, ince nakışlar, latif çiçekler çizilmiş. Onlara bakarken, gayr-ı ihtiyari içimden bir ses, kalbimden bir mana geldi.

Nakıştan manaya geçsen, esma yoluyla Müsemmayı bulursun.

Hayalime önce o nakışlar ve desenlerden, onların nakkaşının ilmi, iradesi ve kudreti, arkasından görmesi, işitmesi ve hayatı geldi. Birden o nakkaşı da Yaratan ve o nakkaşı da Nakşeden Rabbimiz hatırıma geldi. Birden hayalimde bütün dünya bir kitap, her şey birer nakış ve kelime oldu. Rabbimizi isimleriyle zikretmeye başladılar. Kendi alemimde çok istifade edip, Allaha hamd ettim.

Üstadımızın ifadesiyle: Risale-i Nurun sekeratta imanlarını kurtarmak için, kamil bir mürşid gibi yetiştiğine pek çok vukuat şehadet ediyor.

Nurları samimane ve devamlı okumak, ruh, kalb, akıl ve hafızamıza o manaları yerleştiriyor ve ihtiyaç anında (hayatın her anından ta ölüm anına kadar) Rabbimizin rahmetiyle imdada yetiştiriliyor. Bir zerreden dağ gibi manalar ihsan ve ikram ediliyor.

Nur Talebelerinin bu hayatta en büyük bir düsturu OKUMAKTIR. Nurları okumak; herşeyi okumak ve okutturmayı netice veriyor.

İmandaki yakin mertebelerinden aynelyakini anlatırken Üstadımız der: Kainatı bir Kur’an gibi okuyacak derecesine gelir.

Öyleyse Nurları öyle okuyalım ki, dem ve damarlarımıza, hayallerimize ve rüyalarımıza, ruh ve kalblerimize, akıl ve nefsimize yerleşene kadar okuyalım.

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

11/5/2009 · Kategori: NOT DEFTERIMDEN

Dünyanın fena ve fani ve günahlarla alude yüzüne karşı pek çok pencereler açılan ruh, kalb, akıl ve nefsimize hakim olabilmenin yolu, daima imanı tecdid etmektir. İmanı inkişaf ettirmektir. Devamlı idmanlı olmaktır. Her gün gıda, su, hava ve istirahat gibi ihtiyaçların tekrarı gibi, ruh, kalb, akıl gibi latifelerimizi gıdalandırıp, vazifelerinde istihdam edebilirsek; niyetlerimizi tashih edebiliriz, amellerimizi gözden geçirebiliriz, nefsimize her günahın içindeki yakıcı elemleri gösterebilir, akıbeti görmeyen kör hissiyatı bir derece söndürebilir, susturabiliriz. Ama manevi gıdasını almayan kişi, ağzıyla bin defa İslam dese, on bin kere cihat dese de kalb, ruh ve aklı aç olduğu için, nefis, şeytan ve hissiyat üçlüsüyle başa çıkamayacak. Hatta bu üçlü o günahlara; hizmet, tebliğ, ibadet kılıfını geçirip(mesela:  chat gibi), bir de meşruiyet, bir serbestiyet kazandıracak.

Risale-i Nurdaki hakikatları tekrar tekrar okumak lazım ki, ruhumuza, kalbimize, aklımıza hususan nefsimize sirayet etsin, yerleşsin, kökleşsin, meleke haline gelsin. Hatta nefis bu sırrı hissedince, Nurlarla meşguliyetimize mani olmak için, mana derinliğimiz olmayan (maalesef) zikirlere veya daha basit bilgilere sevk ediyor(risaleler ağır, anlaşılmıyor gibi vesveselerle) zannediyorum. Külli sevaba mani olmak için, cüzi sevaba (şimdilik) müsaade ediyor. Sonra daha az sevaba, sonra azıcık günaha ila ahir. Nefsimize ne ağır geliyorsa, felah ve saadet oradadır.

KOLAY KAZANILANLAR, KOLAY KAYBEDİLİR. RAHAT ZAHMETTE, ZAHMET RAHATTADIR. KAZANANLAR HEP ÇALIŞANLARDI. BULANLAR HEP ARAYANLARDI.

Rabbimiz Rızasıyla, Cemaliyle beraber Cennette Saadet-i Ebediyyeyi kazananlardan eylesin.

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki ::