13/4/2009 · Kategori: RISALE-I NUR

SEBEPLER BİRER PERDEDİR.

 

 

Hem esbab-ı zahiriyenin diğer bir hikmeti şudur ki:

 

Haksız şekvaları ve bâtıl itirazları Âdil-i Mutlak’a tevcih etmemek için, o şekvalara, o itirazlara hedef olacak esbab vaz’edilmiştir.

 

Çünki kusur onlardan çıkıyor, onların kabiliyetsizliğinden ileri geliyor.

 

Bu sırra bir misal-i latif suretinde bir temsil-i manevî rivayet ediliyor ki:

 

Hazret-i Azrail Aleyhisselâm, Cenab-ı Hakk’a demiş ki:

 

“Kabz-ı ervah vazifesinde senin ibadın benden şekva edecekler, benden küsecekler.”

 

Cenab-ı Hak lisan-ı hikmetle ona demiş ki:

 

“Seninle ibadımın ortasında, musibetler, hastalıklar perdesini bırakacağım. Tâ şekvaları onlara gidip senden küsmesinler.”

 

 

İşte bak, nasıl hastalıklar perdedir; ecelde tevehhüm olunan fenalıklara mercidirler ve kabz-ı ervahta hakikat olarak olan hikmet ve güzellik, Azrail Aleyhisselâm’ın vazifesine mütealliktir.

 

Öyle de: Hazret-i Azrail dahi bir perdedir. Kabz-ı ervahta zahiren merhametsiz görünen ve rahmetin kemaline münasib düşmeyen bazı hâlâta merci olmak için, o memuriyete bir nâzır ve kudret-i İlahiyeye bir perdedir.

 

Evet izzet ve azamet ister ki, esbab perdedar-ı dest-i kudret ola aklın nazarında… Tevhid ve celal ister ki; esbab ellerini çeksinler tesir-i hakikîden…

                                                22. SÖZ 2. MAKAM

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

4/4/2009 · Kategori: RISALE-I NUR

Ey nefs-i emmare,

katiyen bil ki, senin hususî ama pek geniş bir dünyan vardır ki; âmâl, ümid, taallukat, ihtiyacat üzerine bina edilmiştir. En büyük temel taşı ve tek direği, senin vücudun ve senin hayatındır. Halbuki o direk kurtludur. O temel taşı da çürüktür. Hülâsa, esastan fasid ve zayıftır. Daima harab olmağa hazırdır.

 

Evet bu cisim ebedî değil, demirden değil, taştan değil.. ancak et ve kemikten ibaret bir şeydir. Âni olarak senin başına yıkılıyor, altında kalıyorsun. Bak zaman-ı mazi senin gibi geçmiş olanlara geniş bir kabir olduğu gibi, istikbal zamanı da geniş bir mezaristan olacaktır.

 

Bugün sen iki kabrin arasındasın; artık sen bilirsin!…

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

3/4/2009 · Kategori: RISALE-I NUR

Risale-i Nur Okuma Cep Telefonu Versiyonu

NOT: İndirdikten Sonra; bütün kitapları aynı klasöre kopyalayın ve isimlerini değiştirmeyin!

2.7. deki yenilikler

Kitap formatı değiştirildi. *.txd formatına geçildi.
Kur'an dosyalarındaki eksiklikler düzeltildi.
Hatt-ı Kuran, Arapça, İngilizce kitaplar ve Nimet-i İslam ilmihali eklendi.
Kitap Listesi gruplandırıldı
Kısayollar arttırıldı.
Kitap İşaretleri eklendi.
Dokunmatik ekranlar için kolaylıklar eklendi .
Samsunglar’da Arapça Fontların düzgün çıkmaması düzeltildi.
Aramalarda geriye doğru da aranabiliyor.
Arapça Arama'da ve Kopyalama'da Osmanlıca karakterler eklendi.
Lugat zenginleştirildi.
Ayarlarda yeni özellikler eklendi.
Programın hatalar sonucu bozulmaması için ek tedbirler alındı



işte link
http://www.salafishare.com/26ECVKUIP8AO/OHB5YTB.rar

yardım için http://www.lemaat.com/ adresine başvurabilirsiniz

Kalıcı Bağlantı Yorum (4) Yorum yaz!

4/3/2009 · Kategori: RISALE-I NUR

26. MEKTUB Üçüncü Mebhas’dan:


Yani: “Sizi taife taife, millet millet, kabîle kabîle yaratmışım; tâ birbirinizi tanımalısınız ve birbirinizdeki hayat-ı içtimaiyeye ait münasebetlerinizi bilesiniz, birbirinize muavenet edesiniz. Yoksa sizi kabîle kabîle yaptım ki; yekdiğerinize karşı inkâr ile yabani bakasınız, husumet ve adavet edesiniz değildir!”
       

Nasılki bir ordu fırkalara, fırkalar alaylara, alaylar taburlara, bölüklere, tâ takımlara kadar tefrik edilir. Tâ ki; her neferin muhtelif ve müteaddid münasebatı ve o münasebata göre vazifeleri tanınsın, bilinsin.. tâ, o ordunun efradları, düstur-u teavün altında, hakikî bir vazife-i umumiye görsün ve hayat-ı içtimaiyeleri, a’danın hücumundan masun kalsın. Yoksa tefrik ve inkısam; bir bölük bir bölüğe karşı rekabet etsin, bir tabur bir tabura karşı muhasamet etsin, bir fırka bir fırkanın aksine hareket etsin değildir.

Aynen öyle de: Heyet-i içtimaiye-i İslâmiye büyük bir ordudur, kabail ve tavaife inkısam edilmiş. Fakat binbir bir birler adedince cihet-i vahdetleri var. Hâlıkları bir, Rezzakları bir, Peygamberleri bir, kıbleleri bir, kitabları bir, vatanları bir, bir, bir, bir.. binler kadar bir, bir…

İşte bu kadar bir, birler; uhuvveti, muhabbeti ve vahdeti iktiza ediyorlar. Demek kabail ve tavaife inkısam, âyetin ilân ettiği gibi, tearüf içindir, teavün içindir.. tenakür için değil, tahasum için değildir!..

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

4/3/2009 · Kategori: RISALE-I NUR

Aziz, Sıddık Kardeşlerim!
       

Bu Ramazan-ı Şerif’te âfâka bakmamak ve dünyayı unutmağa çok muhtaç olduğum halde; maatteessüf, dünyaya arasıra bakmağa bizi mecbur ediyorlar. İnşâallah, bu bakmakta niyetimiz hizmet-i imaniye olduğundan; o da bir nevi ibadet sayılır.

Evet size iliştikleri gibi, bize de ayrı ayrı suretlerde
tecavüzlerini ihsas ediyorlar. Fakat Cenab-ı Hakk’a şükür ki, onların tecavüzleri aks-ül amel nev’inde, Risale-i Nur’un fütuhatına yardım ediyor. İstanbul’daki ihtiyar adamın itirazı münasebetiyle kahraman Nazif yazıyor ki; o itiraz, Risale-i Nur’un İstanbul’da fütuhat yapmağa ve parlamağa vesile oldu. Ve bize karşı başka cihetlerde küçücük tecavüzler de öyle netice veriyor. Fakat şimdi bîçare bazı hocaları ve sofuları Risale-i Nur’a karşı bir çekinmek, bir soğukluk vermek için hiç hatıra gelmeyen bir vesileyi bulmuşlar. Şöyle ki:
       

Diyorlar: “Said, yanında başka kitabları bulundurmuyor. Demek
onları beğenmiyor. Ve İmam-ı Gazalî’yi de (R.A.) tam beğenmiyor ki, eserlerini yanına getirmiyor.”
İşte bu acib manasız sözlerle bir bulantı veriyorlar. Bu nevi hileleri yapan, perde altında ehl-i zındıkadır; fakat, safdil hocaları ve bazı sofuları vasıta yapıyorlar.
       

Buna karşı deriz ki: “Hâşâ, yüz defa hâşâ!.. Risale-i Nur ve
şakirdleri, Hüccet-ül İslâm İmam-ı Gazalî ve beni Hazret-i Ali ile
bağlayan yegâne üstadımı beğenmemek değil, belki bütün kuvvetleriyle onların takib ettiği mesleği ehl-i dalaletin hücumundan kurtarmak ve muhafaza etmektir.
       

Fakat onların zamanında bu dehşetli zındıka hücumu, erkân-ı
imaniyeyi sarsmıyordu. O muhakkik ve allâme ve müçtehid zâtların asırlarına göre münazara-i ilmiyede ve diniyede istimal ettikleri silâhlar hem geç elde edilir, hem bu zaman düşmanlarına birden galebe edemediğinden; Risale-i Nur, Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’dan hem çabuk, hem keskin, hem tam düşmanların başını dağıtacak silâhları bulduğu için, o mübarek ve kudsî zâtların tezgâhlarına müracaat etmiyor.

Çünki umum onların merci’leri ve menba’ları ve üstadları olan Kur’an, Risale-i Nur’a tam mükemmel bir üstad olmuştur. Ve hem vakit dar, hem bizler az olduğumuz için vakit bulamıyoruz ki, o nuranî eserlerden de istifade etsek.

Hem Risale-i Nur şakirdlerinin yüz mislinden ziyade zâtlar, o
kitablarla meşguldürler ve o vazifeyi yapıyorlar. Biz de, o vazifeyi onlara bırakmışız. Yoksa hâşâ ve kellâ! O kudsî üstadlarımızın mübarek eserlerini ruh u canımız kadar severiz.
Fakat her birimizin birer kafası, birer eli, birer dili var; karşımızda da binler mütecaviz var. Vaktimiz dar. En son silâh, mitralyoz gibi Risale-i Nur bürhanlarını gördüğümüzden, mecburiyetle ona sarılıp iktifa ediyoruz.
                                       
Kastamonu Lahikası 182-183

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki ::