11/4/2009 · Kategori: TESELLI NURLARI

Bayramınızı tekrar tebrikle beraber, sureten görüşemediğimize teessüf etmeyiniz. Bizler hakikaten daima beraberiz, ebed yolunda da inşâallah bu beraberlik devam edecek. İmanî hizmetinizde kazandığınız ebedî sevablar ve ruhî ve kalbî faziletler ve sevinçler, şimdiki geçici ve muvakkat gamları ve sıkıntıları hiçe indirir kanaatındayım. Şimdiye kadar, Risale-i Nur şakirdleri gibi çok kudsî hizmette çok az zahmet çekenler olmamış. Evet, Cennet ucuz değil. İki hayatı imha eden küfr-ü mutlaktan kurtarmak, bu zamanda pek çok ehemmiyetlidir. Bir parça meşakkat olsa da, şevk ve şükür ve sabırla karşılamalı. Madem bizi çalıştıran Hâlıkımız Rahîm ve Hakîm’dir; başa gelen herşeyi rıza ile, sevinç ile, rahmetine, hikmetine itimad ile karşılamalıyız.

 

                      ŞUALAR BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ RA.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

11/4/2009 · Kategori: TESELLI NURLARI

İMAN-I TAHKİKİ BÜTÜN SIKINTILARI İZALE EDER.

Tahmin ederim, şimdi küre-i arzda Risale-i Nur şakirdlerinden -kalben ve ruhen ve fikren- daha az sıkıntı çeken yoktur. Çünki kalb ve ruh ve akılları iman-ı tahkikî nurlarıyla sıkıntı çekmezler. Maddî zahmetler ise, Risale-i Nur dersiyle hem geçici, hem sevablı, hem ehemmiyetsiz, hem hizmet-i imaniyenin başka bir mecrada inkişafına vesile olmasını bilerek şükür ve sabırla karşılıyorlar. İman-ı tahkikî dünyada dahi medar-ı saadettir diye halleriyle isbat ediyorlar. Evet “Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler.” deyip, metinane bu fâni zahmetleri bâki rahmetlere tebdile çalışıyorlar.

       

Cenab-ı Erhamürrâhimîn onların emsallerini çoğaltsın, bu vatana medar-ı şeref ve saadet yapsın ve onları da Cennet-ül Firdevs’te saadet-i ebediyeye mazhar eylesin, âmîn!  

ŞUALAR 295

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

15/3/2009 · Kategori: TESELLI NURLARI

VESVESE

İbn-i Mes’ud’dan (Radiyallahu Anh):


Denildi ki:
– Ey Allah’ın Resûlü! Bazılarımız içinden öyle sesler işitiyor ki, onu bilerek söylemektense kömür kesilinceye kadar yanmayı veya gökten atılmayı tercih eder. (Bu vesveseler bize zarar verir mi?)

Peygamberimiz Aleyhisselatü Vesselam cevaben:

– Hayır, bu (korkunuz) gerçek imanın kendisidir... buyurdu.

                                                                              (Müslim)

 

Görüldüğü gibi, ashâb çeşitli zamanlarda, iradeleri olmadan içlerinden geçen imanî konulardaki vesveselerden sormuşlardır.

Kalblerine gelen o vesveselerin, imanı zedeleyen birer şüphe olmasından çok korkmuşlardır.

Peygamberimiz onları bu konuda teselli etmiştir.
İçten geçen, kalbe ihtiyârsız olarak kendiliğinden gelen bu ses ve düşüncelerin, kişinin imanına hiçbir zarar vermeyeceğini belirtmiş; delil olarak da, o vesveselerden duyulan şiddetli korkuyu nazara vermiştir.

O vesveseler gerçek birer şüphe olsa idiler, o kişinin kalbi titremeyecek, hiçbir korku duymayacak idi.

 

21. Sözün 2. Makamından:

 

Ey maraz-ı vesvese ile mübtela!

Biliyor musun vesvesen neye benzer?

Musibete benzer.

Ehemmiyet verdikçe şişer, ehemmiyet vermezsen söner.

Ona büyük nazarıyla baksan büyür. Küçük görsen, küçülür. Korksan ağırlaşır, hasta eder. Havf etmezsen hafif olur, mahfî kalır.

Mahiyetini bilmezsen devam eder, yerleşir. Mahiyetini bilsen, onu tanısan gider.

 

Öyle ise, şu musibetli vesvesenin aksam-ı kesîresinden kesîr-ül vuku olan yalnız beş vechini beyan edeceğim. Belki sana ve bana şifa olur.

 

Zira şu vesvese öyle bir şeydir ki, cehil onu davet eder, ilim onu tardeder.

Tanımazsan gelir, tanısan gider.

       

Birinci Vecih - Birinci Yara: Şeytan evvelâ şübheyi kalbe atar. Eğer kalb kabul etmezse, şübheden şetme döner. Hayale karşı şetme benzer bazı pis hatıraları ve münafî-i edeb çirkin halleri tasvir eder. Kalbe “Eyvah” dedirtir, ye’se düşürtür.

 

Vesveseli adam zanneder ki; kalbi, Rabbine karşı sû’-i edebde bulunuyor. Müdhiş bir halecan ve heyecan hisseder. Bundan kurtulmak için huzurdan kaçar, gaflete dalmak ister.

 

Bu yaranın merhemi budur:

       

Bak ey bîçare vesveseli adam! Telaş etme. Çünki senin hatırına gelen şetm değil, belki tahayyüldür. Tahayyül-ü küfür, küfür olmadığı gibi; tahayyül-ü şetm dahi, şetm değildir. Zira mantıkça tahayyül, hüküm değildir. Şetm ise, hükümdür.

 

Hem bununla beraber o çirkin sözler, senin kalbinin sözleri değil. Çünki senin kalbin ondan müteessir ve müteessiftir. Belki kalbe yakın olan lümme-i şeytanîden geliyor.

 

Vesvesenin zararı, tevehhüm-ü zarardır. Yani onu zararlı tevehhüm etmekle, kalben mutazarrır olmaktır. Çünki hükümsüz bir tahayyülü hakikat tevehhüm eder.

 

Hem şeytanın işini kendi kalbine mal eder. Onun sözünü, ondan zanneder. Zarar anlar, zarara düşer.

 

Zâten şeytanın da istediği odur.

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

28/2/2009 · Kategori: TESELLI NURLARI

Hususi Dersine Calismak

Risale-i Nur hizmeti okuma mihveri uzerine kuruldugu icin R.Nur hizmetinde saglikli bir teblig, hayattar bir temsile mazhar olmanin sirri sahsi dersini  okumakla mumkundur. R.Nur hizmeti okuyarak olgunlasmaktir.

 

Bunun bize kazandirdigi en birinci mazhariyet:
Hakikat alemiyle tanismaktir. R.Nur muntesiplerini semavat-i hakaike uruc ettiriyor, ars-i marifetullaha cikariyor. Ustadimiz; hakikatin zevkine cikan gayrin tesellisine muhtac olmadigini ifade ediyor. "
Cenab-i Hakk'a hadsiz sukrolsun ki hudutsuz bir sahra-yi hakikatte sizleri bana enis ve yoldas vermis" buyuruyor.

İkinci netice: Kainat kiymetinde bir netice: İnsallah R.Nur'un ders halkasindan kopmayan nur talebeleri husn-i hatimeye mazhar oluyor. Sekeratta imanlarini kurtariyorlar. Bu hadise kainatta en buyuk bir hadisedir. Alman, İngiliz kadar servetimiz olsa, onu verip bu neticeyi alsak, biz kârliyiz. 20 sene, 30 sene bu hakikat-i Kur'aniyeyi dinleyen bir nur talebesinin bu hakikatler kalbine, ruhuna, butun latifelerine koklesiyor, imani mahfuz kaliyor.

Okumayanin, hakikat ile mesgul olmayanin, kendini muhafazasi zordur. Okumayanin hizmeti de muvakkattir. Uzun vadede bir nur talebesinin butun sikintilarinin, sancilarinin, cemaatten kopmasinin veya rabitasini zayiflastirmasinin sebebinin; sahsi dersini okumamasi oldugu musahedelerle sabittir.

Dengeli beslenme ile saglikli vucut, tip kanunu oldugu gibi, manevi beslenme  ile manevi denge saglaniyor. R.Nur, butun erkan-i imaniyenin butun tabakatinda rusuhiyet derecesine cikariyor.

Manevi beslenmenin, dengeli beslenmenin ikinci neticesi; akil, kalp, ruh ve butun latifeleri besledigi icin mesreb-i itidal ve denge husule geliyor. İfrat ve tefritin cehennemine dusmuyor.

R.Nur'un okunmasi yasa, basa ve ise gore degisir. R.Nur iki tarzda okunur:

1.Devrî okuma,

2. Tahkikî okuma.

Devrî okuma: Sozler'den baslayip tekrar Sozler'e gelinceye kadar butun kulliyati devretmek. R.Nur'un surekli ve devrî okunmasi insanin ic dunyasindaki cukurlari dolduruyor. Hal nurculugunu netice veriyor. Hal nurculugu ikidir:

1. Cemalî tecelli: Surette gorunur, ahvalde okunur.

2. Kemalî tecelli: Lisan hakimiyeti ve kelamla ortaya cikar.

Tahkikî okuma: "Lâ ikrâhe fi'd-din" bahsinde gectigi gibi, R.Nur'u tahkiki
okuyan, Kur'an'in manevi elmas kilincini elinde tutuyor.

Her hal u kârda okumak... Ustadimiz, R.Nur'u okumaga firsat bulamadigini soyleyen bir abiye, "
okumasan da hic olmazsa kitabi ac ve kapat" demis, daha sonra da "R.Nur caziptir, kapagini acana kendini ala kulli hal okutturur." buyurmustur.

Hizmetle fiilî mesguliyet, insanin ic boyutuna insirah veriyor. Okumayinca afakî meseleler bizi boguyor. En buyuk fetih ictedir. Feth-i mubin kalplerdedir. İc dunyanin tanzimi insani firdevsî bir iklime goturur. R.Nur ile mesguliyet insani marifet cennetine goturuyor. Herkes istidat ve kabiliyeti nisbetinde marifet cennetine giriyor. Bu cennette surekli yasamak...

Hz. Ali (RA): "Acebe mucib olan (sasilmasi gereken) ahirette cennete girmek degil, dunyada cennete girmektir. Dunyada cennete girmek, marifet cennetine girmektir." buyurmustur.

Ahirzamanda, Bingol yolundaki cukurlardan bin defa dehsetli cukurlar var. R.Nur, rot-balans ayari bozulan araba gibi dagilan his dunyamizda rot-balans ayari yapiyor.

R.Nur ile surekli mesguliyet sevkin kaynagidir. Hadiselerle gelip hadiselerle gitmeyen sevk-i mutlak, ancak R.Nur'un hakikatlerinin talimiyle elde edilir.

R.Nur'un tekraren okunmasi tesistir, tekmildir, insadir. Kuvvetli maneviyat, kuvvetli mimari gibidir. Manevî mimari icin demir ve cimentodan camlamak gerekir. (Namaz ciddiyeti, ubudiyet ciddiyeti...)

R.Nur'a calismak, tavziftir. Nur talebeleri muntehabtir; murid degil, muraddir.

İlim, talimle elde edilir. Talim olmadan ilim olmaz.

Vurud: R.Nur'un sahs-i manevisine dahil olmak icin okumak...

R.Nur'u okumak insani hakikat-i tefekkure cikarir. Bu kolay bir is degildir.
Ustadimiz: "
Bazan bir kelime, bir tesbih, oyle bir hakikat hazinesini acar ki 60 sene hizmetle o acilmamis." buyuruyor. Barla Lahikasi'nda Seyh Mustafa'ya "Su Sozler, en âlî tefekkur kismindandir... Sen muhtac degilsen, sana muhtac olanlar muhtactir." buyuruyor.

Kalp, ruh ve sirrin derece-i hayatina cikarmaktir.

Makam-i siddikiyete kadar cikaran bir uructur.

Nasil okumali?

Evvela, gazete gibi okumamali. Tam bir sevkle, askla, ihtiyacini, acligini
hissederek okumak... Acligini hissetmek, terakkinin zenberegidir. İstiyak bir ruh kalitesidir.

Arifane, hakimane, mudakkikane okumak...

Sanki ilk defa dinliyor gibi veya "Bugun son gunum, birazdan olum melegi  gelecek, bu benim son dersim" halet-i ruhiyesi ile okumak...

En muhtac benim, "
Ben kendimi herkesten ziyade nasihate muhtac gordugumden..."

Baskalari icin degil, yasamak icin okumali.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

26/2/2009 · Kategori: TESELLI NURLARI

Aziz Kardeşlerimiz Ahmed Feyzi ve Mehmed Emin,

 

Necdet Bey’in tekrar ifâde vermesini bildiren mektubunuzu aldık, Üstadımıza okuduk. Üstadımız sizlere selâm ediyor ve muvaffakiyetler niyâz ediyor ve diyor ki:

 

   “Aziz kardeşlerimiz, şu dünyanın gidişatı ve hadisatın sevkiyatı her daim bitemamiha ahiret hesabına olmasından ehl-i hakikat, ahiret ve beka itibariyla dünyaya bakıyorlar.

 

   Bu dünyada muvaffakiyet ve parlak saadet maksudu bizzat değil, belki Rıza-i İlâhi, saadet-i ebediye gibi ulvî emirlerdir.

   Esma-i Hüsnanın mütenevvi tecelliyatına mazhariyet kesbetmektir.

   Mahiyet-i insaniye de münderic acz, fakr, zaaf gibi madenleri tazyiklerle işlettirip Dergâh-ı Uluhiyete  iltica ettirmektir.

    Eğer bunlar olmasaydı yalnız kürsülere çıkıp konferanslar ve vaazlar vermek, fikri münakaşalar yapmak gibi meşru hususlar dahi olsaydı sönük kalırdı, tam kemal olmazdı, hakiki ubudiyet yapılmayacaktı. Yalnız bir cihette ayinedarlık olurdu, mesele ruhun derinliğine nüfuz edemeyecekti.

 

    İşte, bu ve bunun gibi daha pek çok sebepler var ki, Risale-i Nur şakirtleri cüz’i , külli, dünyevi müzayakalara, kederlere düçar oluyorlar. Tâ ihlâslarını muhafaza edebilsinler, hadisatın şaşaa-i suriyesine kapılıp aldanmasınlar.”

 

     Hatta bu sene içinde Üstadımızın Ankara ve İstanbul’a son seyahatleri neticesinde muhalif ve muvafık muhitlerin birden nura iltihakları mânâ teşkil edip meydana gelen Risale-i Nur talebelerinin azim,  mânevî kuvveti icabı iken Risale-i Nurun  nurani, bedi’ ve ulvî dairesine nâ-ehiller girmemek, dünyevi siyasi cereyanlar bulaşmamak için Kader-i İlâhi, Dest-i İnayetle muhafaza ediyor, sırr-ı imtihanı muhafaza ediyor gibi sebepler olsa gerektir.

 

      Çok selâm ve muvaffakiyetler.

Zübeyir, M.Acet

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

« Önceki ::