HİÇ GÜZEL OLMASAYDI, ÖLÜR MÜYDÜ PEYGAMBER?

Neden her şey ölüme dayalıdır? Mesela; canlıların hayatı, bitkilerin ölümüne; insanların hayatı hayvanların ölümüne...



ÖLÜM GÜZEL SEYDİR; BUDUR PERDE ARDINDA HABER!
HİÇ GÜZEL OLMASAYDI, ÖLÜR MÜYDÜ PEYGAMBER?
N.FAZIL

Esyada tasarruf eden Allahın israf etmemesinden, en sufli seylerden
dahi en nadide varliklari icad etme adetinden; her seye daimi
yenilikler bahsetmesindenve butun varliklari kamcilayip tekamule sevk
etmesinden, bir bastan bir basa varlik aleminde her gurubu bir tulu, her batışı bir doğuş ta'kib etmektedir. Tipki, yer dilimlerinden gunduzun geceyi kovalayip durmasi; isik, yerini karanliga terk etmesi ve bu bas dondurucu nizamdan daima yeni, taze ve usandirmayan semerelerin alinmasi..ve daha pek cok yuce maksatlar icin, Gunes kure-i arz munasebeti icinde, hayati olumun arkasina taktigi gibi...

Simdi kisaca, bu hususlar uzerinde duralim; Ancak, her seyden once
olumu tanimak gerekmektedir.

Olum, tabii bir sona eris, bir inkiraz, bir kendi kendine tukenis ve
ebedi yok olma degildir. O, bir yer degistirme, hal degistirme, buut
degistirme vevazife kulfetinden siyrilarak rahata ve rahmete
ermektir. Hatta bir bakima, her seyin kendi ozune ve hakikatina
intikal etmesinden ibaretdir.

Bu itibarla olum, hayat kadar cazip; dostlara vuslat kadar
sevindirici ve olumsuzluge ermek kadar buyuk bir nimettir.

Olumun bu hakikatini goremeyen maddeciler, hep onu urpertici olarak
tasvir etmis ve hakkinda yanik yanik agitlar yakmislardir. Dunden
bugune olumun hakikatini idrak edemeyen talihsizlerin durumlari hemen
hep ayni cizgide cereyan etmistir.

Vakia olum, bir ayrilik olmasi itibariyle. aklin nazarinda ve insanin
insanligi uzerinde oldukca muessir bir hadisedir. Boyle bir te'siri
butun butun inkar etmek kabil olmadigi gibi, kalbin dilini baglamak
da mumkun degildir. Hele ince gonullerde, hassas ruhlarda -gecici
dahi olsa- onun meydana getirecegi firtinalar cidden cok muthistir.
Boyleleri icin "ba'su-ba'd el-mevt" akidesi, her seyini kaybeden
dilenciye sultanlik bagislanmasi ve idam edilecek birinin ebedi
hayata erme fermanini almasi gibi, butun uzuntuleri unutturacak ve
onu fevkalade sevindirecek buyuk bir hadisedir.

Bunun icindir ki, olum, onun hakikatini idrak edenlerin nazarinda,
bir terhis, bir tebdil-i mekan ve yuzde doksan dokuz dostlarin ve
sevdiklerin bulundugu aleme bir seyahat olmasina mukabil, hakikatini
idrak edemeyen ve sadece dis yuzundeki urpertici durumu goren bir
kisim talihsizler icin ise o, bir cellat, bir daragaci; dipsiz bir
kuyu, karanlik bir koridordur...




Olumu ikinci ve ebedi bir varoluşun baslangici sayanlar. sinelerinde
onun tatli tatli esintilerini duydukca Cennet baharlari gozlerinin
onunde tullenmeye baslar. Bu itikadi zevk ve neseden mahrum inkarci
ise, onu hatirladigi her lahza, vicdaninda yaşattigi Cehenneme girer-
cikar ve izdirap ceker. Cektigi acilar, sadece kendine ait olsa yine
bir derece, kendiyle beraber, alakadar oldugu ve lezzetlerinden
lezzet alip, acilarini ruhunda duydugu ne kadar varlik varsa, onlarin
elemlerini de gonlunde yasar ve iki buklum olur.

Inanan insanin nazarinda her seyin olumu, hayat kulfetinden dunyevi
meşakkatlerden bir paydos olmasi ve onlarin misali huviyetleri, ilmi
mahiyetleriyle baska alemlerde varliklarini surdurmeleri cihetiyle de
bir tekemmul, bir terakki ve daha ulvi bir mahiyet kazanmaktan
ibaretdir.

Evet, olum, ebedi varolmayi sumbul vermesi ve insani hayatin
meşakkatlerinden kurtarmasi itibariyle buyuk bir nimet ve insana en
kiymetli bir ilahi armagandir.Ne var ki, her kemal ve terakki;
dolayisiyla her lutuf ve mazhariyet, bir kisim imbiklerden gecmeye ve
bir kisim potalarda şekillenmeye vabeste oldugu gibi, butun varliklar
da, boyle daimi bir erime arinma yoluyla daha ust seviyelere
tirmanmaktadirlar. Mesela: Altin madeni ve demir cevheri, ancak,
eridikten ve bir bakima olup yok olduktan sonra, oz ve hakikatlariyla
gorunme seviyesine ulaşmiş olurlar. Yoksa, boyle bir ameliyeye tabii
tutulmadiklari takdirde, kendi hakikatlarina zid bir suret de, tas ve
toprak huviyetinde devam edip giderler.

Altin ve demire, diger seyleri de kiyas ettigimiz zaman, anlariz ki;
her şeyin bir noktada gurub edip gitmesi, eriyip tukenmesi, zahiren
yok olma gibi gorunse bile, hakikat de daha yuce bir hale intikal
etmekden başka bir şey degildir.

Havanin zerrelerinden, suyun atomlarina; otlarin, agaclarin
molekullerinden, canlilarin hucrelerine kadar her sey, fevkalade bir
şevk ve alabildigine bir zevk icinde olume giderken, haddizatinda
kendisi icin mukadder kemale koşmaktadir. Hidrojen ve oksijen terkibe
girince hususi mahiyetleri itibariyle olurler; fakat, butun varliklar
icin, en hayati bir unsur olma yolunda ayri bir dirilise ererler.

Bundan dolayidir ki, biz olumle kayboluşa; yer degiştirme, hal
degiştirme diyoruz, ama katiyyen inkiraz ve tukenme demiyoruz. Nasil
diyebiliriz ki; partikullerden en buyuk murekkeplere kadar, kainatin
sinesindeki butun calkalanmalar, halden hale intikaller, erimeler,
dagilmalar hep en iyiyi, en guzeli ve en tazeyi netice verip
durmaktadir. Buna dense dense, varliklarin seyahat ve tenezzuhu
denir; ama kat'iyyen ve asla yokluga gitmeleri denemez!..

Diger bir zaviyeden olum, mulk sahibinin nazarinda, vazife devir ve
tesliminden ibaretdir. Her varlik, kendine has cizgide, kendini
varliga erdiren zatin huzurunda bir resmi gecit vazifesiyle
mukelleftir. Merasim bitip, istenilen resim ve suretler tesbit
edildikten sonra, onun gitmesi; yerine başkalarinin gelmesi, sahneyi
monotonluktan kurtarma ve en ceyyid, en yeni seylerle hep ona
canlilik kazandirmanin geregidir. Boylece, varliklar, figürler gibi
sahneye cikar, kendine ait rolu oynar, soyleyecegi sozu soyler ve
sonra perdenin arkasina cekilir. Ta baskalari da kendilerine ait
oyunu oynama ve soluklarini duyurma imkanini bulsunlar. "Gelen gider, konan gocer" fakat, bu gelip gitmelerde yenilikler, canliliklar ve cazibeler meydana gelir.




Bir baska cepheden de; olumun sessiz nasihatinda, hicbir varligin
kendi kendine ve bizzat kaim olmadigini; her seyin yanip-sonen
isiklar gibi, sonmeyen ebedi bir gunese delalet ettigini gostermek
suretiyle, fena ve zevalin oldurucu penceleri altinda, inleyen kirik
gonullere, oturaklasma, huzura erme yolunu is'ar etme vardir. Yani,
gonlumuzu kaptirdigimiz seylerin, arkalarina bakmadan cekip
gitmeleri, bizde baki bir sevgili arama hissini uyarir. Boyle bir
hissin uyanmasi ise, duygular dunyamizda ebediyete ermenin ilk
merhalesidir. Iste olum, bu ilk merhaleye insani alip yukselten sirli
bir asansor hukmundedir.

Bundan oturu, fena ve zevale, kesip bicen bir kilic nazariyla
bakmaktan daha cok, timar eden, asilayan bir el ve nester nazariyla
bakmak daha muvafiktir. Hatta, bir bakima, fena ve zevali. zati
gormek de sakat ve hatali bir anlayistir. Zira, mutlak yokluk
katiyyen bahis mevzu degildir. Bilakis her sey, bizim dar musahede
buutlarimiza gore kaybolur, misali ve ilmi huviyetiyle,
hafizalarimizdan Levh-i Mahfuz'a ve nihayet butun esyayi kusatan
genis daire-i ilme kadar, degisIk buutlarda ve buutlar otesi
alemlerde, farkli mahiyetlerle varliklarini surdururler. Adeta her
sey, bir tohum halinde curur, bir cicek halinde porsur gider; fakat,
ruhu ve ozu, binlerce basak ve tomurcukta devamliliga erer. Simdi,
degisIk bir zaviyeden tekrar suale donelim. Her sey, olume degil de,
hayata dayansaydi, yani, hicbir sey fena ve zeval bulmasaydi; varlik,
varolma icinde dalgalanip dursaydi da, esya ve hadiseler tek tarafli
isleseydi ne olurdu?

Evvela, gecen hususlar, olumun bir rahmet ve hikmet eseri olduguna
kanaat vermekle beraber, diyebiliriz ki; olumun rahmete dayanmasina
mukabil, alem-sumul olumsuzluk, oylesine bir abesiyet ve oyle korkunc
bir felaketdir ki; eger oldugu gibi tasvir etme imkani olsaydi,
insanlar olume degil de, ona aglayacak ve ona ah u vah edeceklerdi!..

Bir kere dusunun! Hicbir sey yok olmadigi takdirde, daha ilk
asirlarda, degil insanlarin yasamasi, bir sinek bile yasama vasat ve
imkanini bulamayacakti. Canlilardan sadece karincalar, otlardan
sarmasIklar, yeryuzunu hakimiyetleri altinda bulundurup; sonra da,
hicbir sarmasik, curumeseydi ve hicbir karinca da olmeseydi, bir
asirda yeryuzunu saran sarmasIk ve karinca kalinligi yuzlerce metreye
ulasirdi. Boylesine sevimsiz, korkunc bir tabloyu dusundukce olumun
rahmet oldugunu, curumenin hikmet oldugunu gormemek kabil mi?

Hele simdi, musahede ettigimiz kainatin o akillara durgunluk veren
guzelliklerinden, kacta kacini karinca ve sarmasIk yumaginin monoton
cehresinde gorebilirdik?.. En antika ve carpici sanat eserlerinin
teshiri icin acilan yeryuzu sergisinde bunlar mi gosterilecek!.. Her
tarafta, guzelliklerin akislerini gorup durdugumuz muhtesem
sanatkarin hangi guzelligini bu karanlik simada gorecektik!.. Bu
sevimsiz cehrede, degil kainatin kurulusuna vesile ali temasalarin
bulunmasi, eger yasamalari kabil olsaydi, en sefil mahluklar bile bu
mezbelelikten kacacaklardi..

Diger taraftan da, bu koca kainatin idaresinde oyle fevkalade bir
hikmet var ki, zerre miktar israf ve abesiyet goze carpmamaktadir. En
sufli ve pes seylerden, en kiymetli seyleri meydana getiren Mutlak
hikmet Sahibi, elbette ki, hicbir seyi israf etmeyecek ve en degersiz
enkaz ve kalintilari daha baska yerlerde kullanacak ve yeni yeni
alemler icad edecektir.Hele, ruhunu ve ozunu nezdine aldigi
canlilarin, hususiyle insanin, o ruh ve oze hizmet eden zerrelerini
muhakkak ki, en iyi sekilde kullanacak ve taze taze ceyyid mahluklar
meydana getirecektir. Yoksa, once deger verip varliga mazhar ettigi
bu nazenin mahluklari, enkaz halinde terk etmek suretiyle, alemsumul
hikmetine aykiri icraatta bulunmus olacakti ki; San-i Uluhiyet bundan
mualla ve muberradir.

Netice olarak diyebiliriz ki; butun esya, tertip, tanzim, sevk ve
idare edilmesi itibariyle, selim akillara, zevkten anlayan gonullere,
sairane ilhamlar bahsedecek kadar yerli yerinde ve mukemmeldir.
Zerrelerin hareket ve cozulmelerinden, otlarin, agaclarin halden hale
gecmelerine; irmaklarin fena bulma istikametinde denizlere
kosmalarindan, denizlerin,kendi aleyhlerine buharlasip bulutlara
yukselmelerine kadar; hatta, oradan da bas asagi, yeniden zemine
inerek topragin bagrinda eriyip gitmelerine kadar, her sey ciddi bir
sevk icinde,.bir keyfiyetten daha ali diger bir keyfiyete dogru
kostugu musahede edilmektedir.

Yorum Yaz