12/9/2009 · Kategori: MÜTALAALI DERSLER

Altıncı Nükte: Ramazan-ı Şerifin sıyamı, Kur’an-ı Hakîm’in nüzulüne baktığı cihetle ve Ramazan-ı Şerif, Kur’an-ı Hakîm’in en mühim zaman-ı nüzulü olduğu cihetindeki çok hikmetlerinden birisi şudur ki: Kur’an-ı Hakîm, madem Şehr-i Ramazan’da nüzul etmiş; o Kur’anın zaman-ı nüzulünü istihzar ile o semavî hitabı hüsn-ü istikbal etmek için Ramazan-ı Şerifte nefsin hacat-ı süfliyesinden ve malayaniyat hâlattan tecerrüd ve ekl ü şürbün terkiyle melekiyet vaziyetine benzemek ve bir surette o Kur’anı yeni nâzil oluyor gibi okumak ve dinlemek ve ondaki hitabat-ı İlahiyeyi güya geldiği ân-ı nüzulünde dinlemek ve o hitabı Resul-i Ekrem (A.S.M.)dan işitiyor gibi dinlemek, belki Hazret-i Cebrail’den, belki Mütekellim-i Ezelî’den dinliyor gibi bir kudsî halete mazhar olur. Ve kendisi tercümanlık edip başkasına dinlettirmek ve Kur’anın hikmet-i nüzulünü bir derece göstermektir.

        Evet Ramazan-ı Şerifte güya âlem-i İslâm bir mescid hükmüne geçiyor; öyle bir mescid ki, milyonlarla hâfızlar, o mescid-i ekberin kûşelerinde o Kur’anı, o hitab-ı semavîyi Arzlılara işittiriyorlar. Her Ramazan شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِى اُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ âyetini, nuranî parlak bir tarzda gösteriyor. Ramazan, Kur’an ayı olduğunu isbat ediyor. O cemaat-ı uzmanın sair efradları, bazıları huşu’ ile o hâfızları dinlerler. Diğerleri, kendi kendine okurlar. Şöyle bir vaziyetteki bir mescid-i mukaddeste, nefs-i süflînin hevesatına tâbi’ olup, yemek içmek ile o vaziyet-i nuranîden çıkmak ne kadar çirkin ise ve o mesciddeki cemaatın manevî nefretine ne kadar hedef ise; öyle de Ramazan-ı Şerifte ehl-i sıyama muhalefet edenler de, o derece umum o âlem-i İslâmın manevî nefretine ve tahkirine hedeftir.

 

Kur’an ilk defa Ramazan ayında nazil olmaya başlamıştır. Ramazan orucunun çok hikmetlerinden biri de Kur’anın bu ayda indirilişine bakar. Onun da çok hikmetlerinden biri:

Madem Kur’an, Ramazan Ayında indirilmiş. Öyleyse, biz de sanki Kur’an yeni nazil oluyor gibi hayal ederek, o Vahy-i İlahiyi en güzel bir şekilde karşılamak için, nefsimizin hayvani olan basit ihtiyaçlarından, ahirette bize faidesi olmayan hallerden sıyrılıp, yeme ve içmeyi terk ederek, meleklere benzer bir hale girmek ve Kur’anı yeni nazil oluyor gibi okumak ve dinlememiz gerekir.

Her şey makamdan kıymet alır. Biz de Kur’anı okur ve dinlerken tasavvuren, hayalen sanki Resul-i Ekrem asm Efendimizden dinliyor gibi veya (her Ramazanda o zamana kadar nazil olan Kur’anı okumaya gelen Cebrail as ile Peygamber Efendimiz asm arasında cereyan eden tebliğ ve tebellüğ haletinde bulunmak ile) Cebrail as.dan dinliyor gibi veya yetmiş bin perde arkasında bütün Kainatın ve mahlukatın Rabb-i Zül-Cemalinin, Sultan-ı Zül-Celalinin huzurunda Onun ezeli ve ebedi kelamını Mütekellim ismine mazhariyetle dinliyor gibi kudsi bir hale mazhar oluruz.

Hakikaten her Ramazanda bütün Alem-i İslam bir mescid hükmüne geçiyor. Ramazanda ibadet manası kuvvet buluyor. Milyonlarla hafızlar, Alem-i İslam mescidlerinde o semavi hitabı, milyarlarla insana dinlettiriyor. Her Ramazan: “Kur’an Ramazan ayında indirilmiştir.” Ayetini nurani ve parlak bir surette göstermektedir. Bütün müminlerin Kur’ana yönelmesi, onu okuması ve dinlemesiyle, hükümleriyle amel etmesiyle Ramazan Kur’an ayıdır manasını isbat etmektedir.

Böyle nurani, kudsi bir halet ve manadan, yeme-içme gibi basit ihtiyaçlar için çıkmak, insanı bütün müminlerin manevi nefretine hedef eder. Hususan oruçlulara ve oruca karşı çıkmak da, geçmiş-gelecek ve şimdiki bütün müminlerin manevi nefret ve tahkirlerini kazandırır.

 

Yedinci Nükte: Ramazanın sıyamı, dünyada âhiret için ziraat ve ticaret etmeğe gelen nev’-i insanın kazancına baktığı cihetteki çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki: Ramazan-ı Şerifte sevab-ı a’mal, bire bindir. Kur’an-ı Hakîm’in nass-ı hadîs ile herbir harfinin on sevabı var; on hasene sayılır, on meyve-i Cennet getirir. Ramazan-ı Şerifte herbir harfin, on değil bin ve Âyet-ül Kürsî gibi âyetlerin herbir harfi binler ve Ramazan-ı Şerifin Cum’alarında daha ziyadedir. Ve Leyle-i Kadir’de otuzbin hasene sayılır. Evet herbir harfi otuzbin bâki meyveler veren Kur’an-ı Hakîm, öyle bir nuranî şecere-i tûbâ hükmüne geçiyor ki; milyonlarla o bâki meyveleri, Ramazan-ı Şerif’te mü’minlere kazandırır. İşte gel, bu kudsî, ebedî, kârlı ticarete bak, seyret ve düşün ki: Bu hurufatın kıymetini takdir etmeyenler ne derece hadsiz bir hasarette olduğunu anla!

İnsan bu dünyaya ziraat ve ticaret etmeye gelmiştir. Dünya bir tarladır ve insan buraya ahirette netice ve meyve verecek tohumları (iyi veya kötü) ekmek için gönderilmiştir. Dünya bir ticarethanedir ve insan da kendisine verilen ömür ve fıtratına konulan kabiliyetler ile ticaret etmek için dünyadadır.

İşte Ramazan-ı Şerif, insanın bu ziraat ve ticaretinde ona çok büyük ürünler ve kazançlar sağlamak noktasında çok büyük faidesi var. Bir ciheti: Allah rahmetiyle, müminin yaptığı her haseneye on sevapla mukabele eder. Hadis-i Şeriflerle sabittir ki: Kur’anın her harfinin on sevabı var, on iyilik sayılır, on Cennet meyvesini netice verir. Ramazan-ı Şerifte ise, her hasenenin, her Kur’an harfinin sevabı bindir. Ayet-ül Kürsi gibi ayetler binler sevabı netice verir, hususan Ramazandaki Cumalarda daha ziyadedir. Kadir Gecesinde ise otuzbin hasene sayılır.

Kur’anın her bir harfi bir tohum gibi, Kadir gecesinde her tohumdan otuzbin meyve veriyor. Kur’an ne büyük bir hazine. Bu mana ile baktığımızda ahiret ziraat ve ticareti için Kur’anın bize kazandırdıklarını düşünsek ve Kur’anın her bir harfine ne kadar kıymet vermek lazım olduğunu, bir saniyemizi bile boş geçirmememiz gerektiğini, hafızamızı, kalbimizi, aklımızı, ağzımızı ve gözümüzü o harflerle doldurmanın ne kadar büyük bir kar olduğunu anlarız. Bu Kur’an harflerinin kıymetini bilmeyenler de, ne derece sonsuz zarar ve ziyanda olduğunu anlayalım.

 

İşte Ramazan-ı Şerif âdeta bir âhiret ticareti için gayet kârlı bir meşher, bir pazardır. Ve uhrevî hasılât için, gayet münbit bir zemindir. Ve neşvünema-i a’mal için, bahardaki mâh-i Nisandır. Saltanat-ı rububiyet-i İlahiyeye karşı ubudiyet-i beşeriyenin resm-i geçit yapmasına en parlak, kudsî bir bayram hükmündedir. Ve öyle olduğundan, yemek-içmek gibi nefsin gafletle hayvanî hacatına ve malayani ve hevaperestane müştehiyata girmemek için oruçla mükellef olmuş.

Ramazan-ı Şerif, bir iyilik ile binler hazineyi kazandırdığı için, çok karlı bir pazar, bir fuardır. Bir hasene ile çok Cennet meyveleri ve neticeleri kazandırdığı için çok verimli bir zemindir. Yapılan güzel işlerin çabucak sünbüllenmesini, netice vermesini sağlayan Nisandaki yağmur gibidir. Hususen bu Kainattaki her şey Allahın sanatını, terbiyesini, eserlerini her an göstermekte olduğundan ve insana verilen sonsuz kabiliyetlerle de bunları görüp, tartıp, tanıyıp, beğenerek, takdir ederek, itaat ve ibadetle mukabele etmesi gerektiği için, sanki Ramazan ayı ibadetlerin bütün çeşitlerini, müminlerin tamamına yakınının yaptığı ve huzur-u İlahide bir resm-i geçit zamanıdır.

Allahın Saltanat ve Rububiyeti karşısında, ubudiyet ile mukabele zamanıdır. Ubudiyetin esası ise; acizliğini, fakirliğini, kusur ve noksanlıklarını anlayıp, hiçbir şeyin sahibi olmadığını bilmektir. Ramazandaki namaz, oruç, zekat gibi ibadetler bu manayı tam ders verdikleri için bir geçit formudur, kulluk modudur. Yoklukta varlığı bulmak, varları Var Edeni bulmaktır. Bundan büyük bayram olur mu?

İşte böyle ulvi ve kudsi bir bayramda olunduğu için yeme-içme gibi nefsin gafletle hayvani ihtiyaçlarına ve malayani ve günahlı zevklere girmemek için oruç emredilmiş.

Güya muvakkaten hayvaniyetten çıkıp melekiyet vaziyetine veyahut âhiret ticaretine girdiği için, dünyevî hacatını muvakkaten bırakmakla, uhrevî bir adam ve tecessüden tezahür etmiş bir ruh vaziyetine girerek; savmı ile, Samediyete bir nevi âyinedarlık etmektir. Evet Ramazan-ı Şerif; bu fâni dünyada, fâni ömür içinde ve kısa bir hayatta bâki bir ömür ve uzun bir hayat-ı bâkiyeyi tazammun eder, kazandırır.

Hayvani bütün isteklerini ve ihtiyaçlarını terk etmekle, sanki melek makamına çıkmak veya sadece ahiret ticaretiyle meşgul olduğu için dünya insanı değil, sanki Ahiret adamı mertebesine çıkmak veya cismani istek ve ihtiyaçlarını bırakıp, sadece manevi ihtiyaç ve istekler ile hareket etmekle cisimleşmiş bir ruh vaziyetine girmekle, orucu ile Samediyete bir nevi aynalık yapmaktır.

Samed ismi, bir cihetle hiçbir şeye muhtaç olmayan demek. Bu cihetle insan oruç tuttuğunda, birçok ihtiyaçlarını terk ettiği için Samed ismine bir cihetle ayna olur.

Samed isminin diğer ciheti ise, herşey, her şeyiyle beraber Ona muhtaçtır. Oruç tutan insan, oruçtaki açlık vasıtasiyle, hadsiz ihtiyaçlarını anlamakla ve bu sonsuz ihtiyaçlarını karşılayacak yalnız Allahtır diye itikad etmekle, Samed ismine bir nevi aynalık yapıp, gösterir.

Bu manalardan dolayı Ramazan-ı Şerif fani ve kısa bir ömür içinde, baki ve ebedi bir hayatı netice verir. Azı sonsuz, küçüğü azim, faniyi baki, elem ve sıkıntıyı ebedi saadete çevirir.

Ramazan-ı Şerife bizi ulaştırdığı için sonsuz hamd-ü senalar olsun Rabbimize.. Bizi Ramazanın hakkını veren, bütün duygu ve latifelerimizi Ramazanlaştıran, Cennet ve Cemalullah ile ebedi bayramlara ulaşan kullarından eylesin Rahman ve Rahim ismiyle… Amin.

Evet birtek Ramazan, seksen sene bir ömür semeratını kazandırabilir. Leyle-i Kadir ise, nass-ı Kur’an ile bin aydan daha hayırlı olduğu bu sırra bir hüccet-i katıadır. Evet nasılki bir padişah, müddet-i saltanatında belki her senede, ya cülûs-u hümayûn namıyla veyahut başka bir şaşaalı cilve-i saltanatına mazhar bazı günleri bayram yapar. Raiyetini, o günde umumî kanunlar dairesinde değil; belki hususî ihsanatına ve perdesiz huzuruna ve has iltifatına ve fevkalâde icraatına ve doğrudan doğruya lâyık ve sadık milletini, has teveccühüne mazhar eder. Öyle de: Ezel ve Ebed Sultanı olan yirmisekiz bin âlemin Padişah-ı Zülcelal’i; o yirmisekiz bin âleme bakan, teveccüh eden ferman-ı âlîşanı olan Kur’an-ı Hakîm’i Ramazan-ı Şerifte inzal eylemiş. Elbette o Ramazan, mahsus bir bayram-ı İlahî ve bir meşher-i Rabbanî ve bir meclis-i ruhanî hükmüne geçmek, mukteza-yı hikmettir. Madem Ramazan o bayramdır; elbette bir derece, süflî ve hayvanî meşagılden insanları çekmek için oruca emredilecek. Ve o orucun ekmeli ise: Mide gibi bütün duyguları; gözü, kulağı, kalbi, hayali, fikri gibi cihazat-ı insaniyeye dahi bir nevi oruç tutturmaktır. Yani: Muharremattan, malayaniyattan çekmek ve her birisine mahsus ubudiyete sevketmektir. Meselâ: Dilini yalandan, gıybetten ve galiz tabirlerden ayırmakla ona oruç tutturmak. Ve o lisanı, tilavet-i Kur’an ve zikir ve tesbih ve salavat ve istiğfar gibi şeylerle meşgul etmek… Meselâ: Gözünü nâmahreme bakmaktan ve kulağını fena şeyleri işitmekten men’edip, gözünü ibrete ve kulağını hak söz ve Kur’an dinlemeğe sarfetmek gibi sair cihazata da bir nevi oruç tutturmaktır. Zâten mide en büyük bir fabrika olduğu için, oruç ile ona ta’til-i eşgal ettirilse, başka küçük tezgâhlar kolayca ona ittiba ettirilebilir.

Nasıl ki bir Sultanın bazı özel günleri vardır ve bu özel günlerde hususi ihsanları olur. Ramazan-ı Şerif ve içindeki Kadir gecesi de Rabbimizin özel günleri ve hususi ihsanlarının verildiği zaman dilimleridir. Rabbimiz Kadir gecesini Ramazan içinde gizlemekle, her bir gün ve gecesi Kadirleştirmiş ve Kadir kıymetine getirmiştir. Kadir gecesi belli olsa, herkes sadece o günü değerlendirecek, diğer günlere kıymet vermeyecektir. Büyük Zatlar Ramazanın her gün ve gecesini Kadir bilmişler ve her saniyesini ciddiyetle değerlendirmişler.

 

Orucun mertebeleri vardır. Bu mertebeler içinde en yükseği ve ekmeli ise, sadece mideye oruç tutturmak değil, bütün aza ve cihazat, letaif ve hissiyata da oruç tutturmaktır.

İnsan görünüşte bir ferd iken, hakikatte sorumlu bir cemaatten ibarettir. Cesedindeki her bir aza birer ferd olduğu gibi, kalbine ve ruhuna bağlı binler ferdleri de içinde bulunduruyor. Külli ibadet, bütün aza ve cihazatı, bütün duygu ve latifeleri emredilen yerlerde, ibadette kullanmak; yasaklanan şeylerden de onları uzak tutmaktır.

Mesela: Dili yalan, gıybet, kötü sözler gibi şerlerden ayırmakla oruç tutturmak ve o dili, Kur’an okumak, Allahı zikretmek, tesbih, salavat, istiğfar, iman ve Kur’anı tebliğ gibi nurani şeylerle meşgul etmek.

Gözü, her türlü haram ve günah şekillerden çevirip, o gözü Kainat kitabındaki hayret ve ibret veren güzelliklere ve sanat eserlerine baktırıp, Kur’anı okumak, Kur’anın manalarını, hakikatlarını tefekküri bir şekilde ders veren tefsirlere bakmak, okutturmakla meşgul etmek.

Kulağı ise, fena şeyleri işitmekten men edip; o kulağı hak söz ve Kur’an dinlemeye, Kur’an ve Hadisin manalarını, alimlerin sözlerini dinlemeye sarf etmek gibi diğer bütün aza ve duyguları da bunlar gibi kullanmaktır.

Mide vücudun idaresi noktasında en büyük fabrika gibi görünür. İhtiyaçları için insanı öyle meşgul eder ki, çok insan hakiki yaratılış gayesini, dünyaya gönderilme maksadını, kulluğun büyük şeref ve manasını unutturur. Ramazanda mide fabrikası susturulup, tatile sokulunca, bütün istidat ve kabiliyetler, hissiyat ve latifeler tezgahları çalışmaya başlar ve teneffüs ederler. Onların çalışması maneviyat kapılarını, marifet perdelerini, muhabbetullah pencerelerini aralayıp, açmaya başlar. Herkes ihlas ve samimiyeti, gayret ve ciddiyeti nisbetinde o manalardan hissedar olur.

Rabbimiz istifademizi küllileştirsin. Bizlere bütün maneviyat kapılarını, marifetullah perdelerini ve muhabbetullah pencerelerini açsın. Bütün hissiyatımızı ve latifelerimizi onlarla doyursun, doldursun, mutmain etsin ki, Biz Rabbimizden razı, O da bizden razı olsun. Amin Amin Esma-i İlahiyenin tecellilerinin adedince Amin.

Kalıcı Bağlantı Yorum (8) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

8 yorum yazılmıştır

Yazan:nurettin1453tr | Tarih: 2009-10-08 23:50:23
Konu: Selamunaleyküm

Gününüz hayır Cumanız mübarek olsun Ahmet kardeşim Rabbime emanet kal selam ve dua ile inşaallah

Bağlantı » »

Yazan:ahmetturkan | Tarih: 2009-09-29 13:02:24
Konu: Bayram Mesajı

Geçmiş Ramazan Bayramınızı tebrik eder hayırlara vesile olmasını dilerim

Ahmet TÜRKAN

Bağlantı » »

Yazan:ilahiislam | Tarih: 2009-09-28 01:41:22
Konu: S.A.

Emeğine Sağlık.....

Bağlantı » »

Yazan:audici | Tarih: 2009-09-26 00:53:37
Konu: s.a

Bu güzel sözleriniz ve dualariniz icin ALLAH sizdende razi olsun ,bilmukabil müslüman kardesim ALLAHA EMANET OLUNUZ!

Bağlantı » »

Yazan:ilmekledigimduygular | Tarih: 2009-09-25 21:53:12
Konu: Alemlerin efendisine selatu selam(a.s.m) ile ...

"Ey Rabbimiz!
Bizi Sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de Sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibâdet usûllerimizi göster, tevbemizi kabul et..
Zîrâ, tevbeleri çokça kabul eden ve çok merhametli olan ancak Sen'sin." (Bakara, 128)

Bayramda, ben kardeşinize de duanızda yer verdiğiniz için teşekkür ederim, Allah razı olsun... her daim dua ile binlerce selam..

Bağlantı » »

Yazan:marifetatolyesi | Tarih: 2009-09-16 14:04:20
Konu: Allahın selamı üzerinize olsun

alemlere nur bu gece ile inmeye başlamış 1400 sene evvel

innaçla coşan kalplere /Sevgiyi sevip düşmanlığa düşman olmayı /nefreti ise gönlü şeytana kaptırmışlıktır diyen / güzellerin en güzeli ile anlatan bir önderle yollamış mesajlarını

Bizim şu mübarek anları ihya edebilmemiz belki deryada su damlası umulurki o Bizleri ihya ederde Damlalar Deya olurlar..

Sahip çıkıp nur olup yola düşenlere selam olsun..

saygı ve muhabbetle

Bağlantı » »

Yazan:INSIBAG | Tarih: 2009-09-15 16:02:43
Konu: DUA

- Allahümme inneke afüvvün kerîmün tuhibbül afve fa'fü anni. (Allah'ım sen affedicisin, affı seversin, beni affeyle.)

HAYIRLI KANDİLLER...DUA ile...

Bağlantı » »

Yazan:uveysiyim | Tarih: 2009-09-14 04:14:29
Konu: selamün aleyküm

hayırlı günler http://ayhan.doslu.net/wp-content/resimler/KadirGecesi01.png

Bağlantı » »

« Önceki :: Sonraki »